29 Nisan 2020 Çarşamba

Bilet - 3. Bölüm -




Salur

Okurken dinleyebilirsiniz.

Parmakları arasına öyle kenetlemişti ki dizginleri, çekmesine gerek kalmaz atı tam istediği istikamete girerdi. Dizginler santim kaçmaz Salur'un avucuna  sıkı sıkı tutunurdu.Ne güçlüydü, ne kolaylıkla itaat ettirirdi o.
En huysuz ata bir kere bile kırbaç vurmuşluğu yoktu, gerek kalmazdı çünkü emri kırbaçtı düşerdi kulaklara. Salur 'dur' derdi, at dururdu. Ne güçlüydü, ne emin bakışlıydı o.
Söz geçirmeyi iyi bilirdi, ne dediğim dedikti o...

 Rüzgarı arkasına almış dört nala koşturdu atını. Atıyla aynı anda soluyorlardı Kasılıp gevşeyen kasları ikisi içinde hissedilirdi. Ne yorulmak bilmezdi o..

Geçtiler dereleri bir an durmadan. Halbuki soluklansındı bir içseydi suyumdan serin serin, diye köpürdedi dere.Durmazdı ki Salur'un heyecanı, büyüktü bu günkü başarısı. Karınlar doyacaktı, sefalar çekilecekti.
At küçük bir odun parçasının dahi üzerinden öyle şahlanıp atladı ki ve Salur üzerinde öyle ihtişamlı ve hiç sarsılmadan kaldı ki bu durum daha da keyiflendirdi onu. Büyüklendi, böbürlendi bir kahkaha çığırdı ormanda sesli sesli; orman ehli husursuzlandı bu kibrinden. Birkaç kıpırtı ve birkaç karga havalandı tam Salur'ların önünden, aniden...
İşte bu bile yeterdi Salur içi; hadsizlikle önüne çıkan ve dikkat dağıtan değersiz bir varlık sinirlerini bozmuştu. Çene kasları kasıldı, azı dişlerinde baskı arttı; burnundan soluyordu şimdi. Çekti tek eliyle dolu dizgin atı durdurdu. Sırtını dikleştirdi her zaman daha yüce görünsündü.

Salur bakındı etrafına, atı kıpırtısız bir itaatteydi.
İstesem diye düşündü; 'her birinin canını alırım. İstesem soylarını kuruturum. İstesem yaparım.' bir an gerçekten düşündü kınındaki keskin kılıç hazırdı da şimdi sırası değildi, zaferi çoktan kazanmıştı Salur ve cebinde gururla taşıyordu onun olanı.Varsın gitsindi yoluna, affetsindi. Affetmek büyüklerin işi derdi yaşlı tarihçi, ee Salur büyük biriydi affetsindi. 
Kabul etti özürlerini Salur, içli içli 'gag'lıyorlardı ona.



Bir dolu ağız dehledi atını da bu yerden bir an önce gitsindi. Asabı bozulmadan kasabaya varsındı. Harcanacak parası, onu bekleyen lezzetli sofralar vardı.
Kasabaya ancak akşam üstü varabildi. Her zaman gittiği hanına gitti, doyurdu karnını bir güzel tıka basa. Haketmişti bu ziyafeti, kendisini ödüllendirmeyi çok iyi bilirdi. Atın bakımı için de hancıya fazladan bahşiş vermeyi düşündü yüce gönlünden. Elini keseye attı para aradı da bulduğu hiçlik onu esir aldı. Hemen çene kasları kasıldı. Nasıl olurdu bir gezgin bu kadar az parayla yola çıkardı daha bir yemeği anca karşılamıştı. boşa çıkan eli kılıcının kabzasına indi.
'ah o çelimsizi bir elime geçirirsem' diye Hayallere daldı bir anlık.
Salur atını kendi tımarlayacaktı belliki.
Evin yolunu erkenden tutmak zorunda kalması mı bozdu onu yoksa keseyi alırken kontrol etmemesi mi, bilinmezdi.. Ah o sıska yok mu o şeytan, nasıl olur da Salur gibi bir yüceyi kandırırdı.
Atının bakımını normalden daha uzun bir sürede yaptı. Eve geç kalsın, yaşlı bunağa laf anlatmasındı.
 İncecik bir ses;
''Salur?'' diye seslendi içeriden.
Eskimiş ses tellerinden çıkan bir kaç harf yuvarlandı havada, süzüldü ve ulaştı ama cevapsız kaldı. Yineledi;
''Salur sen misin?''
Gözlerini kapadı Salur, sakinlemek istedi; ne kolaydı onun için hiddetlenmek, bi o kadar zordu sakinlemek.
''Benim ihtiyar.'' dedi ve geçti yanına çöktü diz oturdu.
Mum ışığında elinde tuttuğu eski yıpranmış ve buruşuk deriden parşömeni bilmem kaçıncı kez okuyordu yaşlı adam.
Ne garip bir benzenti ki Salur'un karşısındaki adamın yüzünde aynı yıpranmışlık, aynı keder çizgileri, aynı hayat izleri vardı.

Salur bu yaşlı adamın yüzüne bakmayı hep ertelerdi. Çekinmezdi asla, çekinmek gibi bir his Salur'un içinde olur muydu hiç.
Mum titriyor, ışık göz kırpar gibi görüntüye giriyordu. Bazı zamanlar ben mi göz kırptım yoksa ışık mı titredi, gitti ikilemine düşmek çok kolaydı. Salur bu ışık değişimine neden olan rüzgarla kendine geldi, yaşlı adama bakmayı kesti. Biraz daha baksa aklına gelecekti. Gelmeden gitti. Zaten de gelmesindi. Hülyalara dalmak hiç Salur işi miydi..

''Aç mısın?''diye sordu kendindeki konuyu değiştirir gibiydi.
Kafasını olumsuz salladı yaşlı olan. Ona bakmayana karşı bakışlarını kitlemişti.
Gün boyu ne yapmış ola ki bir iz arıyordu üstünde. Çok iyi tanırdı onu yaşlı tarihçi. Çocukken daha görmüştü, o zamanlar yanında değildi.
O zamanlar bilgiye çok aç bir adamdı. Çocuğa ayıracak vakti yoktu, okunacak çok kitap, araştıracak çok konu vardı fakat zaman elindeki en az şeydi.

Rüzgar yine yokladı ışık titreşti, mum inatçıydı sönmedi. Belli ki bir pencere açık kalmışı. Derin bir nefes aldı tarihçi sanki uzun bir konuşma yapacaktı da onun başlangıcı gibiydi..
Sessizlik devam etti bu uzun bir konuşma habercisi değildi demek ki yanılmıştı Salur. Bu geçmişe dönme, anılar odasının kapısından geçme sesiydi.
Tarihçi bu derin nefes alış süresinde küçük Salur'u düşündü;

Çok sıcak bir gündü. Güneşle yer küre kucaklaşmaya çalışır bir hal vardı, şevkle yakıyordu.
Çadırda yeni başlayan savaşın birinci ağızdan notlarını alıyor tarihe geçmesi için bir bir tarihe şahitlik ediyordu yaşlı tarihçi.
Tam da kağıt kalem boğuşmacasında getirdiler onu. ...
Devamını oku...

22 Nisan 2020 Çarşamba

BİLET - 2.Bölüm -


Pamir

Okurken dinleyebilirsiniz. 

Devam etti yürümeye..
Yollar ayakları altında akıyordu. Yol ağırdı, yüklüydü. Yolcu olmak; meşakkatliydi. Pamir tüm bu meşakkatle barışmış yol ile meç olmuştu. Yeni yollar keşfediciydi, basılmamış toprağa basmak işiydi onun. Güvenli güzergahlar çizer; harita oluştururdu. Kendi kaybolurdu, başkaları kaybolmasındı.

Yeşermiş toprakları geçti, nerede su var araştırdı, etti. Yabancı ayak izleri bıraktı, Dünyada tek varlık belirtisi bu ayak izleriydi, o da yağmur silsin diyeydi.
 Bu yüzdendir Pamir ne kalıcı ne göçerdi Kendine 'kayıp' derdi. Dünya yolunda kayıp yolcu.

 Defterini çıkardı, çizdi ne gördüyse uzun ve dolambaçlı bir şekil çıktı. Önemli olan kısa mesafeyi bulmak değildi, Pamir yol çizerdi yolcular için. Arkasından gelenler keyifle gelsinler, yolu sevsinlerdi niyeti. Şimdi parşömende tabela ve ağaçta olması gereken yerdeydi. bu karşılaşmayı es geçmesi mümkün değildi Pamir'in.  Yeni kervan güzergahı elleri arasındaydı, bitti bitecekti. Sonra yeni yollar çağırırdı Pamir'i. Hayatı böyle sürer giderdi ve Pamir bu yolda geçen hayatı çok severdi.


Gün geçti gece oldu, gece geçti gün oldu. Pamir yolda, yol ayaklar altında, boynunda hasır ip kolyesi, kuşağının içinde harita.

 ''Dur!'' dedi yabancı, sesine eşlik eden at kişnemesiyle...

Yolu kesti yol kesici, Pamir elini göğsüne getirdi, bastırdı; aslında koruması gereken her zaman yoluydu, o da kuşağının cebindeydi. Ama Pamir'in elleri koyu mavi kolyenin üstündeydi.
Yol kesen kuşağa baktı, aradığı genelde orada olurdu; Kese, mendil içi paraydı.
Atının üstünde ustaca oturuyor  sanki izin vermese nefes bile almayacak itaati bekliyordu.  Görkemli duruşu karşısında, Pamir yalın ayak garip bir yolcuydu.

''Ortaya nen varsa koyasın . Can değil yol kesenim, karıştırmayasın.''

Pamir bir elini kesesine doğru getirdi, korkusuz yol kesen korkmasındı yavaş ve temkinliydi hareketleri. Haritasına değdi eli, 'bu eşkiyalı yolu değiştirmeli, kimsenin yolunun kesilmesine sebep olmamalı' diye düşündü..

Elinde bir kese çıktı ortaya, istediği şeyi görmekle memnun oldu yabancı hemen bir memnuniyet gösterisi gülüşünü sundu. Atından azametle indi toprak incindi.
Pamir yolcuydu nihayetinde yolu çok kez kesilmişti de yolundan gidenlerin kesilmesindi, sağ sağlim gider su gibi gelsinlerdi inşallah.

Tecrübe iki kese isterdi; biri yol kesiciye verilmek üzere az değerli, çok taşlarla doldurulurdu. Aç gözlülük keseyi görmekle ihtiyatı yeniyor; avına ulaşan avcı etini yiyor kemiğini sormuyordu. Pamir bu durumları hep korkusuz atlatmıştı da şimdi içi titremişti. 
Keseyi aldı kendini yol sahibi sanan ama gitmedi kendi yoluna, gördü görmemesi gereken endişeyi Pamir'in gözlerinde. 
Pamir korktu ilk defa bir yol kesenin karşısında, bir adım geriye attı.

Yolda geri adım olmazdı, kabul edilmezdi. Pamir; dağ demekti. Lalelerin ana vatanı olan dağın ismini bu ana kadar öyle denk taşımıştı ki.. Yolda gösterdiği direnç ve dağ gibi duruşu acizliğini örter gece körlüğünde bile yol almasını sağlardı.
Kaybedeceği tek bir canı vardı onu da yolda kaybetmeyi göze çoktan almıştı. Şimdi boynundakine dikilen gözler içinde kaybetme korkusu oluşturmuş, vazgeçmeyi unutmuş, sahiplik davasına düşmüştü;

''Benimdir, alamazsın!'' dedi.

Kelimeler ağzına yabancıydı, duyduklarını kavrayamadı bir süre kendi sesi dahi olsa.. 'Benimdir' ne demekti, diye bir anlık düşündü.. İçindeki bu başkalaşımla başı dönen Pamir bir anlık acıyla inledi; boynunun bitip de başının başladığı yere bir darbe almıştı. Toprak ayakları altında kaydı yanakları ile buluştu, şefkatli bir buluşma değildi bu, ani bir çarpışmaydı.

İlk defa bir şeye 'benim' dedi ve kaybetti. Şimdi karanlıktı herşey.
Kendinde değilken bile göğsündeki ağırlığın hafiflediğini, tenine değenin soğukluğunun kayboluşunu hissetti. Büyük bir boşluk açtı içine, yalnızdı işte şimdi yine. En son duyduğu şey ayrılık acısına eşlik eden yabancı bir sesti;

''Benimdir artık. Salur'un kolyesidir.''







Devamını oku...

21 Nisan 2020 Salı

BİLET - 1. Bölüm -










YOL

Okurken dinlenebilir 

Noktadan sonraki o büyük adımı atmadan önce durdu, nefesini derince içine çekerken hatıra sandukçasına sakladı. Öyle tanıdık, öyle okşar gibiydi ki içini..
Bir kez daha gözlerini kapadı ve yavaş ama yoğun bir nefes aldı. Sanki aldığı nefeste karanlığına bir kaç serap hayali sıkıştırmıştı. Bu seferki kalbini inceden çok derinden yakan bir nefesti.
O insanın hayatında aldığı ilk nefesteki gibi.
Ciğerlerini yakmıştı o zaman, yaşadıkça bu acıya alışmak kaçınılmaz oluyordu ama nefesin kalp yakması pek alışılır bir durum değildi.

Bu acı sızlamaya rağmen yüzünde bir hareketlilik oluştu. O anda biri ona baksa fark edemeyeceği türden gizli bir gülümseme. Acısıyla tatlısıyla bu tanıdık koku onun peşinden gelsin istiyordu. Rüzgarın işi neydi? Getirsindi.

 Gecenin karasına gözlerini açtı Pamir, o anda ayakları peşi sıra birbirini izliyor; bedeni de istemsiz ayak uyduruyordu. İçinde müthiş bir diretme vardı, sanki bir el yakasından tutuyor çenesinden güçlü bir çekişle geriye bakmasına  zorluyordu onu. Çok garipsedi bu durumu Pamir. Bu ilk defa oluyordu.
 Bir kez olsun baksa, ufak bir boyun hareketi ile  bu ısrarlı isteğini yerine getirebilirdi. Belki rahatlar, Gönlü ferahlar, elveda derdi. Belki teşekkür eder ve bir kez daha o tanıdık kokuyu içine çeker, gülümserdi. Bu gülümsemeyi yanına almayı çok istiyordu.
Çenesi kasıldı belli ki dişlerini sıkıyordu, yüzünde bariz bir zorlanma vardı. Ne olurdu bir kez baksındı. Belki veda ederdi, belkide edemez, geri döner onu kabul etsin diye yalvarırdı yola...

 Yollarda geri dönüş kabul edilemezdi, bunu biliyordu, çok iyi biliyordu. Ama ne olurdu bir istisna olsaydı...
Pamir içindeki bu geri dönme isteğine karşı durdu duracağına ama neden bu kadar zorlandığını anlamadı.
Yaşamı yollarda geçen biri için yabancı bir istekti bu ve yeniydi, nasıl başa çıkılır bilmedi. Nereden çıkmıştı bu aidiyet hissi? Hiç bu kadar geri dönmek istememişti, yeri yurdu yoktu ki Pamir'in, nereye dönsündü... Kim vardı peki şimdi geride? Neden çağırıyordu onu bu kadar ısrarlı bir şekilde?

 Göğsünde bir ağırlık hissetti, kalp atışlarıyla uyumlu bir ritimdeydi, farkına varınca soğukluğu tenini ürpertti ve bu sırada ayakları toprağı sürterek arşınlamayı ve tüm bu iç karmaşasından habersiz yol almayı bıraktı, durdu.
Parmaklarının ucundaki ağırlığı evirdi çevirdi, güneş tepeden doğsaydı ve küçük bir şua düşseydi üstüne rengi maviydi şimdi sadece ağırlığı ve soğukluğuyla varlık gösteriyordu. Boynundan usulca çıkardı hasır ipe bağlı kolyeyi. Göğündeki ağırlık ellerindeydi.İpinden sarkıttı. İnceledi güneşsiz kara gölgeyi;
''Sen misin yurduna dönmek isteyen? Beni böyle geriye çeken?''
Aslı mavi, gece siyahında karaltı kolye sallandı rüzgarla beraber. Bu 'evet' demek olabilirdi..
Pamir onu ilk gördüğü zamanı anımsadı;

Payna töreniydi şehre vardığında. Yorgundu ama hayatını adadığı canı parşömeni ulaştırmalıydı ki bu yolculuğu bitsin, bir diğeri başlasındı. Yeni yolların heyecanı girmişti yine içine daha biri bitmeden.
Meydandan geçip kervancıbaşını bulmaktı hedefi. Meydan bunca misafiri bahar esintisiyle ağırlarken, misafirler de hoşnuttu.Pamir insanların simalarında umut okudu. Oradan oraya koşturuyorlar ellerinde ne varsa birilerine vermeye çalışıyorlardı. Şu ana kadar neredeyse 7 kişi Pamir'in eline ısrarla hazırladıkları torbalardan vermek istedi ancak 2 kişininkini kabul ettiğinde gösterdikleri memnuniyeti normalde Pamir'in göstermesi gerekirdi ama Payna töreninde durum farklı oluyordu. 
Payna bereket törenine verilen isimdi. İlk hasat paylaşılırdı ki bereket toprağa insindi .Kimse ihtiyacından fazlasını almayı kabul etmezken, hazırladıkları torbaları ellerinde kalan kimseler ısrara başvuruyordu el mecbur.  Herkes bu bereketten istifade etmek için ellerinde ne varsa açmışlardı şimdi, verdikçe alırlardı bunu çok iyi bilirdi şehir ahalisi. 
O kalabalıkta biri Pamir'e çarptı, zemine dost ayakları bu ani değmeyle tökezledi ve kalabalığın sesine zıt bir tıkırtı duydu. Gözleri sesin kaynağını aradı bir şeyi düşürmüş olmalıydı. Ve gördü onu, koyu maviydi, toza bulanmış olsa da görünüyordu ufak bir ışık süzmesi olsun yeterdi. Eline aldı, tozunu sildi, sahibini aradı. Şimdi o da halk gibi birilerine yaklaşıyor bir şey vermeye çalışıyordu, ''Bu sizin mi?Sahibini arıyorum.'' diyor karşılığında ya kafa sallıyorlardı ya da onu dinlemeden ''Yok, yok, ihtiyacım kalmamıştır, Allah daha versin'' cevapları ile karşılaşıyordu. 
Hava kararana kadar devam etti. kolye sahipsizdi, Pamir sahibini bildiği ve ona emanet edilen şeyi hatırladı;Parşömen.Daha da geç kalmamalı, emaneti ulaştırmalı diye düşündü. Hasır ipi boynuna geçirdi ve  göğsündeki ağırlık sanki yıllarca orada taşıdığı bir yükmüşçesine onu orada unuttu.

  Pamir ağaç hışırtısıyla kendine geldi. Boynuna tekrar geçirdi kolyeyi, göğsü hemen kabul etti varlığını.
''Peki'' dedi
''Peki, şimdilik özlem yükünü göğüslüyorum.''
Yürümeye başladı.


Arada başını kaldırıyor onu takip eden yol arkadaşına bakıyordu, 'devam et' diyordu ona her seferinde 'arkandayım.' Öyle yakın öyle uzaktı ki kara gece sayfasında beyaz haberdi, Müjde taşıyandı.
Yola devam etti, durdu,soluklandı kağıdını çıkardı bir kaç not aldı. Güvenli yerleri işaretledi. Bir çok ısırgan otu ile karşılaştı onu ihtiyaç halinde kullansınlardı. Yolda kaşıntı belasına düştüler mi devaydı bu bitki. 

Gece bitiyor yeni gün güneşle birlikte başlayacaktı, ara bir vakitti Pamir bu uykulu sessizliği çok severdi. Gri bir örtü seriliydi şimdi dünyanın bu kısmına. Yürüyordu, nefes almak gibi sıradan. Yorulmak nedir bilmeden ama biliyordu diğerleri nerede yorulur, nerede dinlenmeleri gerekirdi. Uygun bir oyuntu buldu, işaretledi, terifledi kağıdına. 
Bir kuş uyanmış geçti omzundan kondu karşısındaki bir ağaca.

Bir ağaç vardı, bir de tahta eski bir tabela. Yan yana dikiliyorlardı. çıkmışlardı yoluna Pamir'in. Acaba biliyorlar mıydı kardeş olduklarını?
Pamir aniden  çıkan bu karşılaşmayı seyretti bir süre. Tabela eskiydi, tahtasından belli oluyordu, üzerindeki yazı ne zaman silinmişti acaba?
Ağaç büyüktü, çok büyüktü. Yan yanaydılar. Güneş geç kalmıştı bu karşılaşmaya öyle ki ağaç ve tabela renklerine kavuşamamıştı.

''Belkide'' diye düşündü Pamir;
Tabela ağaca yol gösteriyordur...
Biraz düşündü, boynundaki kolyeyle oynadı parmakları, gözleri kısıldı, dikkat kesildi.
Belkide ağacın yanında kimse kalmasın, ona benden başka yarenlik eden olmasın, güzelliğini, ihtişamını fark etmesinler, kıyıp da kesmesinler; kim geldiyse buradan gitsin, durmasın, devam etsin istiyordur diye düşündü.
Pamir ağaca yaslanıp dinlenmek birazda uyumak istediyse de tabelanın sevdasına saygı duydu, Devam etti yoluna...







Devamını oku...

Öne Çıkan Yayın

BİLET - 1. Bölüm -

YOL Okurken dinlenebilir  Noktadan sonraki o büyük adımı atmadan önce durdu, nefesini derince içine çekerken...