Salur
Okurken dinleyebilirsiniz.
En huysuz ata bir kere bile kırbaç vurmuşluğu yoktu, gerek kalmazdı çünkü emri kırbaçtı düşerdi kulaklara. Salur 'dur' derdi, at dururdu. Ne güçlüydü, ne emin bakışlıydı o.
Söz geçirmeyi iyi bilirdi, ne dediğim dedikti o...
Rüzgarı arkasına almış dört nala koşturdu atını. Atıyla aynı anda soluyorlardı Kasılıp gevşeyen kasları ikisi içinde hissedilirdi. Ne yorulmak bilmezdi o..
Geçtiler dereleri bir an durmadan. Halbuki soluklansındı bir içseydi suyumdan serin serin, diye köpürdedi dere.Durmazdı ki Salur'un heyecanı, büyüktü bu günkü başarısı. Karınlar doyacaktı, sefalar çekilecekti.
At küçük bir odun parçasının dahi üzerinden öyle şahlanıp atladı ki ve Salur üzerinde öyle ihtişamlı ve hiç sarsılmadan kaldı ki bu durum daha da keyiflendirdi onu. Büyüklendi, böbürlendi bir kahkaha çığırdı ormanda sesli sesli; orman ehli husursuzlandı bu kibrinden. Birkaç kıpırtı ve birkaç karga havalandı tam Salur'ların önünden, aniden...
İşte bu bile yeterdi Salur içi; hadsizlikle önüne çıkan ve dikkat dağıtan değersiz bir varlık sinirlerini bozmuştu. Çene kasları kasıldı, azı dişlerinde baskı arttı; burnundan soluyordu şimdi. Çekti tek eliyle dolu dizgin atı durdurdu. Sırtını dikleştirdi her zaman daha yüce görünsündü.
Salur bakındı etrafına, atı kıpırtısız bir itaatteydi.
İstesem diye düşündü; 'her birinin canını alırım. İstesem soylarını kuruturum. İstesem yaparım.' bir an gerçekten düşündü kınındaki keskin kılıç hazırdı da şimdi sırası değildi, zaferi çoktan kazanmıştı Salur ve cebinde gururla taşıyordu onun olanı.Varsın gitsindi yoluna, affetsindi. Affetmek büyüklerin işi derdi yaşlı tarihçi, ee Salur büyük biriydi affetsindi.
Kabul etti özürlerini Salur, içli içli 'gag'lıyorlardı ona.
Bir dolu ağız dehledi atını da bu yerden bir an önce gitsindi. Asabı bozulmadan kasabaya varsındı. Harcanacak parası, onu bekleyen lezzetli sofralar vardı.
Kasabaya ancak akşam üstü varabildi. Her zaman gittiği hanına gitti, doyurdu karnını bir güzel tıka basa. Haketmişti bu ziyafeti, kendisini ödüllendirmeyi çok iyi bilirdi. Atın bakımı için de hancıya fazladan bahşiş vermeyi düşündü yüce gönlünden. Elini keseye attı para aradı da bulduğu hiçlik onu esir aldı. Hemen çene kasları kasıldı. Nasıl olurdu bir gezgin bu kadar az parayla yola çıkardı daha bir yemeği anca karşılamıştı. boşa çıkan eli kılıcının kabzasına indi.
'ah o çelimsizi bir elime geçirirsem' diye Hayallere daldı bir anlık.
Salur atını kendi tımarlayacaktı belliki.
Evin yolunu erkenden tutmak zorunda kalması mı bozdu onu yoksa keseyi alırken kontrol etmemesi mi, bilinmezdi.. Ah o sıska yok mu o şeytan, nasıl olur da Salur gibi bir yüceyi kandırırdı.
Atının bakımını normalden daha uzun bir sürede yaptı. Eve geç kalsın, yaşlı bunağa laf anlatmasındı.
İncecik bir ses;
''Salur?'' diye seslendi içeriden.
Eskimiş ses tellerinden çıkan bir kaç harf yuvarlandı havada, süzüldü ve ulaştı ama cevapsız kaldı. Yineledi;
''Salur sen misin?''
Gözlerini kapadı Salur, sakinlemek istedi; ne kolaydı onun için hiddetlenmek, bi o kadar zordu sakinlemek.
''Benim ihtiyar.'' dedi ve geçti yanına çöktü diz oturdu.
Mum ışığında elinde tuttuğu eski yıpranmış ve buruşuk deriden parşömeni bilmem kaçıncı kez okuyordu yaşlı adam.
Ne garip bir benzenti ki Salur'un karşısındaki adamın yüzünde aynı yıpranmışlık, aynı keder çizgileri, aynı hayat izleri vardı.
Salur bu yaşlı adamın yüzüne bakmayı hep ertelerdi. Çekinmezdi asla, çekinmek gibi bir his Salur'un içinde olur muydu hiç.
Mum titriyor, ışık göz kırpar gibi görüntüye giriyordu. Bazı zamanlar ben mi göz kırptım yoksa ışık mı titredi, gitti ikilemine düşmek çok kolaydı. Salur bu ışık değişimine neden olan rüzgarla kendine geldi, yaşlı adama bakmayı kesti. Biraz daha baksa aklına gelecekti. Gelmeden gitti. Zaten de gelmesindi. Hülyalara dalmak hiç Salur işi miydi..
''Aç mısın?''diye sordu kendindeki konuyu değiştirir gibiydi.
Kafasını olumsuz salladı yaşlı olan. Ona bakmayana karşı bakışlarını kitlemişti.
Gün boyu ne yapmış ola ki bir iz arıyordu üstünde. Çok iyi tanırdı onu yaşlı tarihçi. Çocukken daha görmüştü, o zamanlar yanında değildi.
O zamanlar bilgiye çok aç bir adamdı. Çocuğa ayıracak vakti yoktu, okunacak çok kitap, araştıracak çok konu vardı fakat zaman elindeki en az şeydi.
Rüzgar yine yokladı ışık titreşti, mum inatçıydı sönmedi. Belli ki bir pencere açık kalmışı. Derin bir nefes aldı tarihçi sanki uzun bir konuşma yapacaktı da onun başlangıcı gibiydi..
Sessizlik devam etti bu uzun bir konuşma habercisi değildi demek ki yanılmıştı Salur. Bu geçmişe dönme, anılar odasının kapısından geçme sesiydi.
Tarihçi bu derin nefes alış süresinde küçük Salur'u düşündü;
Çok sıcak bir gündü. Güneşle yer küre kucaklaşmaya çalışır bir hal vardı, şevkle yakıyordu.
Çadırda yeni başlayan savaşın birinci ağızdan notlarını alıyor tarihe geçmesi için bir bir tarihe şahitlik ediyordu yaşlı tarihçi.
Tam da kağıt kalem boğuşmacasında getirdiler onu. ...




