27 Haziran 2020 Cumartesi

Monna Rosa - Sezai Karakoç



Monna Rosa 
Sezai Karakoç
10/10
Sayfa; 48
Tür; Şiir


Merhaba, Sezai Karakoç!!!
Çok memnun oldum seninle tanıştığıma, evet geç oldu biliyorum. Ama güç olmadı. Rengarenk kitablarına gördüğüm anda sevgi beslemiştim zaten şimdi içlerinde bir derya olduğunu biliyorum.. Bildim.

Ah Monna, sen nasıl bir sevdasın aklım almıyor,
Kalbim alacak belki ama tanımıyor.
Evet, tanımlayamıyorum.
"Hissediyorum ama açıklayamıyorum."
Hissettiğimden daha fazlası var, biliyorum. Çok daha fazlası. Ağlak biri değilim, tamam sınırlıyken ve haksızlığa uğradığımda ağlarım, sevinçten de ağlamışlığım var, acıya da pek dayanamam ağlarım peki biraz ağlak bir insanım yine de başkasının hissettiklerine, şiirine ağlamak benim için garip. Hiç aşık olmadım ama sağ olsun Sayın Karakoç Bey, sevdasına ağlattı beni. Bilmediğim bir şeyi hissettim. Doğru mu bilmiyorum ama hissettim.
Ve yine sağ olsun Şairler, aşık olmadan; aşk acısını tattırdılar.
Vay kelimelerin gücüne.



Monna Rosa ilk şiirleri; tanışmak için ideal bir kitap bence.
Güzel manzaralı bir gezimde, belki vapur seyahatimde yine okuyacağım. 





Her satıra bir anı biriktireceğim. Yine geçerken oralardan aklıma dolacak tüm şiirlerin Monna Rosa.

Şiir sevmeyen, şiir okumak isteyip hangisinden başlayacağına karar veremeyen ya da hali hazırda şiir seven ama bu kitabı hiç okumamış birilerine; tavsiyemdir. 
Lütfen bi şans verin. 
Okuyanlarla yorumlarda buluşalım lütfen; Size ne hissettirdi? ,
En sevdiğiniz şair?
Hiç şiir yazdınız mı?
En sevdiğiniz şiir hangisi?




Instagram hesabım @elhasil 
Devamını oku...

26 Haziran 2020 Cuma

Rüzgarın Adı - Patrick Rothfuss

Rüzgarın Adı
Patrick Rothfuss

10/9
Sayfa; 736








Nereden başlasam ki? Güzel bir hikayeyi anlatmak zor, anlatmaya nereden başlayacağını bulmak daha zormuş.. Hangi kelimeler uygun olur bu macerayı anlatmaya ya da tanıtmaya, bilemiyorum. Yazıp siliyorum, yazıp siliyorum ama başladık bi kere...




Şimdilik kısaca eleştirilerimi yazıp geçeceğim; isimleri okuması zordu, nasıl telaffuz ediliyor emin olamadım. Bir de geçmişe gitmeli hikayeler beni biraz soğutuyor, hani sonu başından belli olanlar.. Bu da öyle bir roman ama bu sona giden yolculuğu okumak çok bağlayıcıydı.. Yine de küçük bir kısım gönlümden hoşnutsuz kaldı(!)
Yine de daha başka kitap için yapabileceğim bir eleştiri yok.. Kısaca güzeldi. Çarpıcıydı. Gizemliydi. Soluk kesiciydi ve sabrımın sınırlarını epey zorladı. Okul anıları ve maceralarını okumak ayrı keyifli. Biraz Harry Potter tadı veriyor damaklara ki bu çok hoş. Ama bütünüyle o tat asla değil. Farklı ve çok içine çeken bir tarafı var.


Uzun olması gözü korkutuyor (2. kitabı daha uzun) ama akıyor sayfalar parmaklardan buna kefilim. Kitabı okuyanlar fantastik bilim kurguda Yüzüklerin Efendisi'nden sonra raflara koyulmalı diye yorumluyorlar. Bence de alanında efsane. Çok hoşuma gitmesine rağman pek okuduğum bi alan değildi. Güzel bir başlangıç yaptığımı düşünüyorum zira okurken büyüüüüüük keyif aldım.



Roman aslında 3 gün olarak ayarlanmış. 1. kitabı 1. günü anlatıyor, anılarda dolaşıyorsunuz ama esas zamanda 1. gündesiniz. İlk gün baş karakterimizin gelişimini en başından ele alıyor anılarıyla. Yani kurgu değişik, ilginç ve merak uyandırıcı kesinlikle.




Ben okumanızı bir şans vermenizi çok isterim. Okuyan varsa da üzerine sohbet edebiliriz.
Çünkü konuşulacak çok fazla ayrıntısı ve karakteri var. Keşke sinema filmi çekilse dedim okurken. Canlı görmek nasıl olurdu kim bilir. Fanların yaptığı illüstrasyonları görmek bile beni heyecanlandırdı.



Şimdi gelelim hikayeye..

Kvothe ve ailesinin yolculuğu babası ve annesiyle geçirdiğimiz zamanlar sonrasında 'Ben' diye bir gizemiyeci karşılaşıp ondan ders almaya başlıyor. Kumpanya yolculukları sırasında bir çok gösteri, tiyatro, konser ve akrobasi yaparak şehir şehir dolaşıyor 'Ruh'lar.




Bu sırada Küçük Kvothe inanılmaz bir performans ve müthiş bir zeka ile Ben'in verdiği tüm derslerden alnının akıyla çıkıyor. Basit gizemiye, kimya, matematik, geometri, fizik, simya..
Beynini 3 farklı kısma odaklayıp basit bağlama büyüleri yapabiliyor. Ve yolculuğun bir kısmında Ben ayrılıyor yanlarından.


Bu sırada babası yeni bir şarkı üzerinde çalışıyor ve bu şarkı Chandrialılar hakkında.


Şarkıyı bir kez seslendirdiğinde duyan herkes öldürülüyor mavi ateş sahiplerince. "Biri hiç söylememesi gereken bir şarkı söylemiş."
Bir tek Kvothe sağ kalıyor. Ormanlarda bir süre vakit geçiriyor ve;
Lavta çalmakta ustalaşıyor.
Tarbean da sefil ve dilencilikle geçen 3 yıl sonunda üniversiteye gitmek için yola koyuluyor bu kervanda Dennayla karşılaşıyor. Seviyor ama çok çekingence.







Üniversiteye çok küçük bir yaşta kendini kabul ettiriyor ve Sim, Will ile arkadaşlık kuruyor, Ambrose ile düşmanlık...

Hocalarını zekasıyla alt ediyor, kırbaçlanıyor, arşivden yasaklanıyor, herkesi kendine hayran bırakıyor, Yanan zahiriye-balıkhane-yi ve Fela'yı kurtarıyor. müziğiyle bir arma kazanıyor, tefeci Devi'ye borçlanıyor, Chandrialı'ların peşine bir düğünü araştırmaya gidiyor bir ejderusu alt ediyor Denna'yla yakınlaşıyor ama asla açılamıyor arkadaş olarak hep yanında oluyor ve lavtasını kıran Ambrose'a rüzgarın adını çağırıyor, istemsizce.. Re'lar seviyesine yükseliyor ve Auri sayesinde 'Şeyaltında' arşive açılan bir geçit keşfediyor.Ve 1. Gün bitiyor....
Kitaptan bazı görseller paylaşacağım şimdi;                      



Rüzgarın adını çağırmak için adını bilmen gerekir fakat  sürekli değişen bir adı nasıl çağırabilirsin. 

*


*


Kvothe tavernada lavta (ut) çalarken söylediği şarkı düetti ve bir anda seyircilerden birinin düete katıldığı an.



*



Okuyan biri için komik bir foto :D



*


Kvothe'nin Tarbean anıları çok fenaydı ya.. Şu fotoğrafa bakınca içim gitti.



*

Ve yaşını almış Kvothe... Taverna sahibi ama o bir kralkatili.




*


Kvothe animasyonu. Ya çokseeel!!!!!



*


 Kendisi kitabın yazarıdır. 3. Kitabı yazmak yerine boooş boş işler yaptığından dolayı fanların sürekli ona söylediğini eline yazmış. Ama gerçekten. OTUR VE YAZ ŞU KİTABI BE ADAM!!!!



Devamını oku...

25 Haziran 2020 Perşembe

Nar Ağacı - Nazan Bekiroğlu


   Nar Ağacı   
  Nazan Bekiroğlu
10/10
Sayfa;536


Âh... Dolu dolu bir âh...

Bitmesindi, âh...
Âh ne uzun sürdü...
Ne olacaktı sonu nereye bağlanacaktı,
Meraktaydı,
Âh ki ne âh'tı....

En sevdiğim roman Saatleri Ayarlama Enstitüsü İDİ..
Evet -dili geçmiş zaman kullandım. Neden? Şuan bu yorumunu yazdığım romanın etkisi ve baskısı altındayım. Ve geçmeyecek. Tüm benliğimi sardı. Öyle ki hayatımda asla unutamayacağım bir anıma şahitlik etti.
Şahit oldu.
Şahit ol ey NAR AĞACI...
Hayatımda yaşıyorum seni!

Bu kitaba ne yazılır bilmiyorum parmaklarım dolanıyor aklım şaşıyor. Belki tam ifadeyle anlatamam, kimse de okumaz ama... Belki de durduramam kendimi.

Karakterlerini asla unutamayacağım ve her ayrıntısını sarsılarak yaşadığım bir yolculuk oldu.
Sarsılarak okudum demekle mübalağa etmiş olmam.
Gerçekten kitabı fazla benimsediğim için mi, karakterlerde fazla kendimden bulduğum için mi? Hayalim olan şeyin kitapta kurgulanmasından mı? Yoksa harika tasvirler, kendinde iz bırakan betimlemeler uzun uzun ayrıntılar ve harika geçişlerden mi gerçekten bilmiyorum ama(!) sarsıldım.

Ben de keşke fotoğrafların dünyasına girebilsem. Harika bir özellik olurdu. Şimdilerde fotoğraf üzerine ses kaydetme, kısa gif kaydetme hep bu hissimizi tatmin çalışmaları olsa gerek.
Kitapta 500 küsür sayfada böyle tarihin karanlık bir tarihine gidip gidip gelmek saatler süren okumanın sonunda gerçek dünya ile olan bağımı bulanıklaştırıyor ve gerçekten seyahat yorgunluğuyla kitaba ara vermek zorunda kalıyordum.
Bahislerin ağırlığı gelip tam kalbimde yer buluyor ve devam etme gücünü kendimde göremeyip merak ile kapatıyordum kitabı.
Gün içerisinde kaç kez aklıma gelip de beni dalgın dalgın yakalayanlara "bir roman ki....." diyorum başlıyorum, uzun uzun anlatmamı istemiyorlardı belki sadece dinliyormuş gibi yapıyorlardı ama hayretlerimi paylaşmazsam ağırlık yerli yerinde kalıyordu. Gerçi paylaşsam da kalıyordu ya... Neyse.

Bu kısımdan sonra biraz sürpriz bozan olacak;

pek az yer verilen ve varlığıyla yokluğu bir tutulan bir karakter vardı ki Celil Hikmet bey, ölümünü bir ben yediremedim. Hele ki o yazdığı mektubu yok mu Zehra'ya aşk dolu...

Ben veda edemedim Celil Hikmet beye..
Ve İsmail'in kırık kafiyesi içimi yaktı nasıl bu kadar yakınımı kaybetmiş gibi hissettim şaşkınım.

Nazan Bekiroğlu, Enneagram Mizaç tipinde 4... Tam bir 4 ama. Duvarı anlatacak belki ama "o kara emek teriyle yoğrulmuş ana duası almış harcın bin bir türlü zahmetle güneşin alnında taşınan çile taşıyla katık ede ede sabırla örülmüş sınır" gibi anlatma, müthiş edebiyat sanatı, alengirli kurgular, dolaylı ama derin karakterler....
Okuması benim için çok derin keyifli.
Ben bu tür olaylara farklı bakan edebiyatçıları çok beğeniyorum.

Hayatımın Romanıdır.
Nokta.
Devamını oku...

19 Haziran 2020 Cuma

TEMSİL


          
(Şarkıyla okumanı tavsiye ederim.)




Bedenler ruhları, ruhlar hisleri, hisler insanı taşır. Ben.. Ben hiç birini.
Ve hiç bir ritüel yaşantının önemi yok benim için. Sabah veya akşam. Sohbet veya arkadaşlık. Aile. Yok. Hiç bir zaman önemi olmadı zaten. Tüm bunlar diğerleri için 'yaşam' olgusunu oluşturan bir takım 'şeyler'  ben bilmediğim için şeyler diyorum. Bilsem... Bilsem de benim için değişir miydi yani 'var' olurlar mıydı tüm bunlar. Bu 'şeyler' bilemiyorum.

Hepsi önemli gibi insanlar için. Bende daha önemli bir şey olmasa.. O zaman bilirdim zira önemli olanları unutturan daha önemli amaçlarım var. 






İnsanlar nesil devamı için evleniyor, yaşıyor, çalışıyor.  Ben daha çok devletlû bekâsı içün. 

Bahsettiğim şeylerden yanlış çıkarım edersiniz diye tereddütteyim. O şeyleri istemiyorum. İstemek gibi bir seçeneğim olduğundan değil. Bir balık, karınca olmayı istemez. Bilemez ki. Daha önce görmemiş, görse 'şey' diyecek. 'O şey de ne'

Ben diyorum da ortada ben de yokum. 
Ben olmam için neye ihtiyacım vardı? 
İsme?
Fikirlere? 
Hayallere?
Hakka?
Endişeye? Hah.. Tek bir şeye endişem oluyor. Yetişememek. Ya da başarısız olmak. 
Olsam ya başarısız... 
Ee dedim ya ben yokum. Olmayan birinin ne başarısızlığı olacakmış sayılsın. Bana sayılmaz. Ben yokum. Temsilim ben.
 Bazen bi hükümdar. 
Bazen bi kalemdar. 
Bazen bi emir. 
Bazen bi aşık. 
Temsilim tüm bunlara.  Ben yokum ama aslında çok varım. Bir değilim birden fazlayım.



Yüklü bir kadınım. Bilirim taşımak ne demek. Haber yüklüyüm ulaştırmak için. 

"Söyle onlara bir kız çocukları oldu."

Her yük ağırlığı farklı geliyor. Ben bilmem ki neye sonuç verecek, verdiğim haberler. Elçiye zeval olmaz diyorlar oradaki zeval benim. Elçi kim? 

Çok gördüm aynı cümleler farklı tepkiler. Ben mi yanlış ilettim? Hayır kontrol ediyorum, doğru. Birebir doğru. Kelimesi kelimesine dosdoğru. 

"Ne cürret!!!!!!" hiddet.

"Anladım, peki." sûkunet.

"Bu müjdedir tez tatlılar dağıtılsın açlar doyurulsun." sevinç.

Bazen oluyor bana hediyeler veriliyor, bazen oluyor yatacak yer bile verilmiyor. 
Neden? 
Yine yanlış bir anlaşıklık vermek istemem ki hak ettiğim bir şey olduğunu söylemek istemiyorum. 
Ben.. 
İşte..
Yokum. 

Temsilim ben. 

Haber taşıyorum ve haberi verenin sesiyim. 
Zevalim ben. 

Bir haber var bir yol hayatımda. 
Bir de.. Bunu nasıl söylesem bilemiyorum. Çok yanlış geliyor. Çok 'şey' gibi hissettiriyor ama inkar etmeyeceğim ki.. Bir de yoldaşım var; atım. 

Zaman gelecek diyorlar tekerlekli at arabalarına herkes binecek. Tekerlek diye ayrıca belirttim. 
Tekerlek nasıl sana yoldaş olabilir hafsalam almıyor doğrusu. Anlayamıyorum. 
Bir atın yoluna yoldaşlığı. O ve sen. Hayır. Siz. Birsiniz. 
Aynı anda susar, aynı anda coşar mı tekerlekli arabalarınız? 
Sanmıyorum. 
Atım. Benim dediğim tek şey. Aslında ben atım. Hayır hayır latife yapmadım. Garip bir aktarım oldu ama. Öyle. Gerçekten öyle. O da haber taşıyor ve o da nereye gittiğini ve taşıdığının neye mâl olacağını bilmiyor ki. Benim temsilim. 


Ben kimim? 

Ulak.  

Haberci. 

Yaver.

Hükümdar. 

Kalemdar. 

Emir.

Aşık.

Elçi.

Zeval.

At.

Devamını oku...

17 Haziran 2020 Çarşamba

Yeni Mi Normal Biz Zaten Anormal ! MİM




Selamlar
Zeh mim başlatmış ayağının tozuyla tabii konu malumunuz; Korona 

Hassas bir konu olduğu kadar esprisi de çok yapılıyor ben  de yazımda çok ciddi takılmayıp işin biraz esprisinde olacağım.


HADİ DEVAAM EDELİM!







O zaman MİM sorularımıza geçelim:

1.Korona sürecinde vaktinizi ne ile geçirdiniz?
2.Yeni normal sizin için ne ifade ediyor?
3.Kendinizle ilgili anormal bulduğunuz bir şey var mı?
4.Gezmelere başlanmalı mı,ilk nereye gitmek istersiniz?
5.Gerçekten normale tamamen dönebilecek miyiz?






1.Korona sürecinde vaktinizi ne ile geçirdiniz?
 İlk zamanlarda herşey çok planlı programlıydı. Her gün spor yapıyor kitaplar bitiriyor üstüne filmler izliyor ev işleri bile yapıyordum. Günler dolu dolu verimli geçiyordu. Yogaya başladım Ece Targıt'ın stüdyosunda online derslerine katıldım. İlk defa deneyimledim hoşuma gitti. Ailemle de bolca vakit geçirdim. Yeni hobilere başladım sanki az varmış gibi. Arkadaşım diyor ki 'Artık senin yeni bir hobini görürsem kusacağım yeter artık.' haklı.. Aynı isyanı kendim içimde yaşıyorum. Sulu boya yapmaya başladım ki nefret ederdim. Kil aldım ve saksı, küpe, tütsülük.. çok çok eğlenceli bir hobi bunun üzerine bi yazı yazmayı düşünüyorum. Hobiler 101 (Kendimi bu konuda bilir kişi ilan edebilir miyim? ettim bile. ) Piyano pratikleri yaptım, daha önce yapmadığım yeni yemekler yaptım, VE HİKAYE YAZDIM!! Blog açtım.. Daha sayardım da çok uzun tuttu şimdilik yeterli. 


Hayat eve sığdı karantina sürecine kolaylıkla alıştım ama zaman geçtikçe bu verimli günler devam etmedi. Bazı günler tavana bakarak geçti falan. Olur öyle arada çok sıkmıyorum kendimi aman verimli olamadım diye. Benim canım sağolsun. 
 



2.Yeni normal sizin için ne ifade ediyor? 
Sosyal mesafeli, tedbirli sosyal hayata geçiş süreci demek. Kalabalık ortama girme, maskeni tak. Ellerini sık sık yıka, dezenfekte et. Korona geçmiş değil bunu biraz unutuyoruz yeni normal diye diye.. Artık bununla yaşamayı öğreneceğiz tabii ki.. Kafeler biraz hayal oldu gibi çok keyfi gezmeler özellikle kapalı alansa uzak durulmalı bence. Ev gezmeleri için erken, tatil yapmak için erken.. 

 Bakalım nasıl olacak.. Rabbim muhafaza etsin herkesi. 
Kendimde de gözlemlediğim aşırı titizlilik sendromu ile yaşamaya devam. :))






















3.Kendinizle ilgili anormal bulduğunuz bir şey var mı?


v
Bu süreçten sonra mı genel olarak mı?
Eğer bu süreçten sonraysa kalabalıktan ve insanlardan uzak durma isteğim başladı. Görmeye bile tahammül edemiyorum kalabalık.



 Hint filmi izliyordum geçen, kalabalık memleket haliyle.. bi tık rahatsız etti. Bi kötü kötü oldum.  Ellerimi nereye koyacağımı şaşırdım. Maskesiz markete gitmek kabuslarım falan oldu. 



Genel olarak sorulan bir soruysa eğer kendi kendime konuşmam diyebilirim. Sohbeti sarıyo kendimin.  Havadan sudan, memleket meseleleri derken bir bakmışım sesli yapıyorum bunu..
Bi keresinde kendimle konuşurken -sesli- Zehra'nın babasına yakalanmıştım. Umuyorum ki hakkımda ki düşünceleri kötüye gitmemiştir......







4.Gezmelere başlanmalı mı,ilk nereye gitmek istersiniz?

Gezmelere çok da başlamasak mı? Çok da abartmasak mı? Aşı bulunmuş gibi salınmasak mı dışarılara?  Bak yine hasta sayısı artmış insanlar normale döndü, yeni normale değil.



BENCE yavaş yavaş ilerlenmeli. Gezelim ama nereye?  Yeni normal şartlarını sağlıyorsa neden olmasın ona varım. Sonuçta 3 ay evde karantinada kalıp sırf gezicem diye korona olursam kendi yüzüme bakamam :))))) Doğa gezileri, az insanlı hava sahalarına gidelim.
Benim ilk nereye gitmek istediğim belli aslında... Ama işte emin olamıyorum erken mi acaba diye?
Çamlıca tepesi, Nakkaştepe, piknik olabilir. O tür yerlere gidebiliriz.



5.Gerçekten normale tamamen dönebilecek miyiz?

HAYIR!!!!!!!!!!!!!!!!
Dönmemeliyiz zaten. Ne demiş Üstad Bediüzzaman; Eski hal muhal ya yeni hal ya izmihlal.
Artık yeni bir dönem başlıyor bu demek değil ki herkes evlere çekilecek sosyal hayat olmayacak.. Daha farklı olacağına inanıyorum.  Dünya değişiyor, değişmek zorunda.. Bak Amerika'ya? Sadece korona değil genel olarak bi değişim bi farklılaşım süreci söz konusu.. Gelecek çağı başlamak üzere hemen adapte olup kendimize yer bulmalı eğitim sistemimizi güncellemeliyiz. Meslek seçimlerini özellikle.. Kalkıp da diş doktorluğu okuyacaksın onca sene sonra elin robotu işini elinden alacak.... Bu çok ütopik bi düşünce değil. Çok yakında olacak olanlar. Neyse bu konu çok su götürür belki yazarım. ayrı olarak :))










Ay ne yazdım ya..
Umuyorum sıkılmadınız.

Mimleyeceğim şimdi. :))

Azkaban Firarisi

sadece yankım ve gölgem



BU ARADA İNSTAM; @ELHAASİL



Devamını oku...

14 Haziran 2020 Pazar

ÇOCUK-LUK

Her hikayenin başlangıcı gibi sabahtı çünkü evcilikler ve hikayeler her zaman sabah başlardı.
Sabah saat okumayı bilse kaç olduğunu söyleyebilirdi ama henüz sadece 10'a kadar tanıyabiliyordu. Küçük çubuk 8'deydi ama büyük çubuk 1 ve 2'yi aynı anda gösteriyordu. Yatağından yorganı tekmeleyerek attı; onu boğmaya çalışan bir ahtapottu sabahları ama geceleri ona sımsıkı sarılan ayı dostu oluyordu gece yaratıklarından onu koruyordu. 

Henüz sadece kendi ve arkadaşı Lahana kalkmıştı. 

"Günaydın La'ana" 

Arkadaşı da esnedi onunla beraber ve birden kalkıp onu kahkahalarla boğan bir şey yaptı...
Yatakta bir top gibi zıplamaya ve değişik yüz mimikleri yapmaya başladı. Tüylü yuvarlak bedeni her zıplayışında havalanıyor ve sarsılıyordu. 
Dayanamadı ve o da katıldı bu eğlenceye. 
Zıplıyor, zıplıyor daha da zıplıyordu. Eğer odasındaki tavan olmasaydı kesin gökyüzüne değebilirdi. 

Kahkahalar ve bir kaç patırtı sonrası içeriden sesler duydu. Ailesi uyanmış olmalıydı. 
Jet hızıyla mutfağa koştu. Tüm göğsüne fırındaki börek kokusunu çekti ve;

"Oooohhh miss" diye bıraktı. İşte şimdi o kadar acıkmıştı ki tüm bina börek olsa yiyebilirdi. Evet bunu yapardı. Karnına bir kaç pıt pıt attı ve bu düşünceyle kıkırdadı.  
Bir böreğin içinde yaşıyordu o halde. Duvarlar yufkadan, eşyalar peynir olmalıydı. Peki kendi neydi??? Susam tanesi miydi? Tadının susam gibi olması fikri hoşuna gitmedi ve bu hayalden vazgeçti. 
O olsa olsa çikolatalı ekmekteki çikolata olurdu. 

Oturma odasına yöneldi. Artık vakti gelmiş olmalıydı. Kumandayı aldı ve açma tuşuna bakarken kırmızı bir lazer ışığı bekledi televizyona ulaşan. "Çiyuuvv" ama hayır bu görünmeyen bi ışıktı babası öyle söylemişti. 
Ablasının ona öğrettiği tuşa bastı. Tek yapabildiği kumandayla bu ikisiydi.

Sabah çizgifilmleri her zaman en sevdikleriydi. Kahvaltı hazır olana dek çizgifilm izler masa kurulumu başlarken koşarak yardıma giderdi. Aklı ne kadar izlediklerinde kalsa da o artık büyüktü ve okula gidecekti. Bu yüzden görevleri vardı. 

"O tabak bitecek. Yoksa arkadan ağlarlar." dedi ninesi. Buna inanmasını nasıl bekliyorlardı? Bebek değildi o kaldı ki buna bir bebek dahi inanmazdı. Ekmeğin gözleri yoktu. 'Gözler olmazsa ağlayamazsınız. Bu kadar basit' diye düşündü.
Kendini biraz zorladı ama karnı tıka basa dolmuştu. Daha sonra reçelli ekmeğini bitireceğine söz verdi ama şimdi patlayacak gibi hissediyordu. Kocaman bir balondu ve patlayınca etrafa reçelli ekmekler saçılırdı. 
Tabağını ve bardağını kaldırdı -unutmayın ki o büyük biriydi- ve ellerini yıkayıp biraz oyuncaklarına vakit ayırmaya karar verdi. 

Sepetinin içinde oyuncaklarını bir anda halıya dökerken içini tarif edemeyeceği bi sevinç dalgası kaplıyordu. Hepsinin yere dağılmasını izliyor sonra tek tek hepsini halıda yerleştiriyordu. Bugün o polisdi ve tekerleği kopan arabası ve her zaman sorun çıkaran ejderyası kavga ediyorlardı. Birbirlerine vuruyor, yere düşüyor tekrar başlıyordu kavga. 
"Vavavağağa"  bir elindekini diğerine savunuyordu hınçla. 
Sonra bi anda ikisini de ayırır gibi yaptı. 

"Durun bakalım. Bu yaptığınız hoş değil." 

Bu kelimeyi babasından duymuştu hem de daha bu sabah. 'Hoş değil' tabağını bitirmemesi üzerine söylenmişti ve içinden bu duruma uygun olduğu gözüktü. 

"Hem kavga ediyorsunuz ve biliyorum ki tabaklarınızı bitirmiyorsunuz, bu hoş değil" 

Ejderyası hemen özürler dile. 
"Ozor dolorom dostom"
Ama arabası... O hala kavga etmek istiyordu belli ki. 
Halıya kare çizdi parmağıyla. Kabaran tüylerin çıkardığı şekilleri çok seviyordu. Elinde kalem yokken bir şeyler çizebiliyordu ve bu sihirdi. 
O kareye arabayı koydu ve "cezalısın" dedi. Kendisi de legolarıyla devasa kule yapımına geçti. Bi keresinde kendi boyundan büyük bir kule yapabilmişti babasıyla. Şimdi daha da büyüğüne niyetlendi ki annesi odaya girdi. 

"Kapıda seni soran biri var" dedi ve kapısını açık bırakıp gülümseyerek gitti. 
"Kiiiim?" derken kapıya koştu. Bu arkadaşıydı. Demek dönmüşlerdi gittikleri yerden. Hemen sarıldılar. 

"Anneeee"

"Evet, tamam çıkabilirsin ama balkondan görebileceğimiz yerlerde ol." 

Kafasını saklarken ayakkabılarını giyindi. Çok heyecanlıydı. Dışarı ilk çıkan kazanma oyunu başlamıştı bile. Merdivenleri hızla iniyordu hem gülüşüyorlar hem de birbirlerini geçmeye çalışıyorlardı.  
Dışarı çıktıklarındaysa yarışı unuttular ve parkta buldular kendilerini hemen. Kum güneşten sıcacık olmuştu. Hemen define aramalarına başladılar. Bir yaprak kopardılar ve onun içine kumda buldukları deniz kabuklarını biriktirdiler. 

"Annem söyledi, bu kumu denizden getirmişler hani yüzmeye gidiyoruz ya, bacaklarımızı gömüyoruz sonra, heh işte, o kum. Ondan deniz kabukları var. "

Arkadaşı kaşlarını kaldırdı ve çok şaşırmış bir ifadeyle onu dinliyordu. 
"Yaa öyle miiii? Nasıl getirmişler ki büyükler?" 
Bu heyecan karşısında dayanamadı ve daha da ilginç bir şey söyleme edasına büründü.

"Kazdıkça kum ıslak çıkıyor ya haniiiii.. İşte bu kum denizden geldiyse altında su var demektir. Daha fazla kazarsak.....dünyanın ortasına kadar..." 
Meraklı bir ifade vardı şimdi ikisinde de başka bir şey söylemeden kazmaya başladılar. Avuçlarına kum dolduruyor ve yana atıyorlardı. Lahana da burada olsaydı ve onlara yardım etseydi  daha kolay olurdu ama o dışarı çok nadir çıkıyordu.  

Islak kumu da geçtiler ve taşlar çıkmaya başladı. 

"Yerin altına geçmiş olmalıyız" 
Dedi arkadaşı. Hemen onayladı kafasıyla ve devam ettiler. İşler zorlaşmaya başladı ve taşları artık sökemedikleri zamana geldiklerinde salıncağın boş olduğunu farkettiler. Arkadaşı salıncağın yanında durdu ve elini açtı. 

"Ödemeden sallanamazsın."

Hemen cebine doldurduğu deniz kabuklarını çıkardı ve 1 tane ona verdi. Sonra sallanmaya başladı. Geriye doğru yukarı çıktığında sırtını geriye veriyor öne gittiğinde sırtını öne ediyordu. Ayakları da buna ters hareket ediyor işte böyle sallanıyor ve hızlanıyordu. Ayakları bulutlara değse pamuk pamuk nasıl da yumuşaklardır. 

Yorulunca durdu ve kendi kenara geçip elini uzattı. "Sıra sende ama önce parası"

Eline bıraktığı deniz kabuğunu cebine gururla indirdi. 
Bu şekilde parktaki her şeye bindiler. Sonra diğer arkadaşlarıyla oynadılar. 

Nefes nefese binanın duvarına dayanmıştı. Saklambaç oynuyorlardı ve çok gergindi. Bir anda onu biri bulursa korkudan ödü patlardı. Çok dikkatliydi. Sesleri dinledi. Sonra dokunduğu duvara baktı. Kafasını kaldırdı tam dibindeyken, yukarı doğru baktığında binaya; sanki devrilecekti aynı legosu gibi. Elleriyle onu sabitliyordu. Biraz itmeye karar verdi ama tam gücünü vermeden. Ya yıkılırsa diye düşünmeden edemedi... 

"Çamlak çömlek patladıııııııııı" 

Devamını oku...

11 Haziran 2020 Perşembe

KDY (Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık) Nedir? Nasıl işler? Denemeli mi?


                         
Instagram; @elhaasil


❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀

Selamlar.

Selamlaar.

Selamlaaaar.
❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀❀


  (Çoksel şarkı)



Bir çoğumuzun çoktan haberi var fakat camiada yeni haber sayılabilecek bir konu var.  Kitap yurdunun bu yeni girişimi hakkında konuşalım istedim zira ben ilk gördüğümde heyecanlanmadan edemedim. 

*Neymiş bu yeni girişim?
Hiç ücret ödemeden kitabını bastırabiliyor üstüne %50 kazanca ortak oluyorsun. Kitabını satın almak isteyenler kitap yurdu sitesinden sipariş veriyor ve aynı gün içerisinde kitabın basılıp kargolanıyor. Yani sipariş geldikçe basıyorlar. Win-Win gibi duruyor ilk bakışta. Daha teknik kısımlarından bahsetsem mi bilemedim. Fakat bu kısımda önemli olan yazarın 'hiç bir ücret ödemeden ve özgün içeriğimi kabul edecek yayınevi nereden bulacağım?' telaşesine son veriyor.. 


*Nasıl işliyor?

Tc numaran ve bir kaç bilginle kayıt oluyorsun. Kitabını Word dosyasında hazırlıyorsun. Kendi kitabının editörü, tasarımcısı, mizanpajlamacısı ve yazarı olmak durumundasınız -eğer hiç ücret ödemek istemiyorsanız- 'Yok ben yapamam' diyenlere ajanslar öneriyorlar. Ücretleri hakkında ise sayfa başına 2tl olduğuna dair bi bilgi edindim. Tabi her ajansa göre farklılık gösterir. 
*İlk önce;
Word dosyasına yazdığınız eserinizi sisteme yüklüyorsunuz. Genel bir kontrolden geçiyor ve yanlış yazılmış bir kelime ya da düzeltilmesi gereken bir cümle varsa 3 tane örnek atarak size geri yolluyorlar. Buna benzer yanlışlarınız vardır düzeltin diye.  Bu uyarı en fazla 3 kez oluyor yine yanlışlar çıkarsa sürecin en başına dönmek durumunda kalıyorsunuz. 
*Sonra;
En sıkıntılısı mizanpaj ve kapak tasarımı sanırım. Bu konuda bilgi sahibi olduğunu düşündüğünüz bir yakınınız varsa yapışın, darlayın, nefes aldırmayın, yardım etsin. Haa, siz biliyorsanız bal üstüne reçel... Aceleniz yok sakin sakin içinize sine sine ayarlayın, yazın, düzenleyin. 


*Her şey tamam; 
Yapıkredi hesabınız yoksa onu açıyorsunuz çünkü kazancı sadece o bankaya aktarıyorlar. Aylık 100tl kotayı geçerse aktarım oluyor geçmezse diğer aya kalıyor.. 

*Kitabınız baskıya hazır, banka IBAN hazır;
 2 yıllık sözleşme imzalanıyor, sözleşme detaylarını bu işi yapmayı düşünenler ayrıntılı okusun tabii ben burada detay vermeyeceğim. İkametgah gibi bazı bilgilenizle ıslak imzanızı göndermeniz gerekiyor ki kitabınızla ilgili resmi işlemlerin hepsini Kitapyurdu yapabilsin. Kargo ya da dijital taratma yöntemiyle oluyor bu da..
 Size özel baskı göndermiyorlar satın almalısınız. %50 komisyona sahip olduğunuzdan tabii indirimli alıyorsunuz. Çoklu basım ile stok yapmıyorlar. Sipariş geldiği an basıyorlar.

HER NEYSE

Teferruatlarla boğulmadan esas DENEMELİ Mİ? kısmına geçmek istiyorum.

*Denemeli mi?


İlk duyduğumda beni çok heyecanlandırdı ve denesem ne kaybederim ki diye düşündüm. İşin parasında olsam;
Çok emek ve tek başınasın tüm bu süreç boyunca ve hem orijinal bir kurgu ve içine tam sinen bir eser ortaya çıkartma sancısı üstüne tüm bu teknik düzenlemelerde senin sorumluluğun. Diyelim ki bir ajansla anlaştın ve tüm bu teknik detaylarla uğraşmadın bi miktar ödedin, Kitapyurdu reklamını yapmayacak. Kitabını kendin duyurmak zorundasın ve reklamcılığını da üstleniyorsun. Fiyatı sen belirleyemiyorsun. Hiç bir mağazada kitabın raflarda olamayacak alım sadece kitapyurdu internet sitesinden olabilecek. Eğer ki kitabın bi tiyatroya, sinemaya falan çevrilmek istenirse pek bi hakkın yok o tür şeylerde Kitapyurdu sahipleniyor sanırım. :))
Hay benim kitabımın da peşinde yüzlerce yapımcı olur zaten demeyin Allah yürü ya kulum demişse bunun önünü kimse alamaz. :)))))) Tabii. 
Alooo!!!!!!!
Dünyadan Kübra'ya geldik, iniyoruz, kalk. 

*HER NEYSE x2

Neyse ki düşündüm ve parasında olmadığıma karar verdim. Ben sadece eğer yazdığım bir kitabı canlı kanlı elimde tutabilirsem ve her şeyiyle bana ait olursa çok.... çok mutlu olurum sanırım..

 Hayal defterim var benim içine 'yeni bilgisayar istiyorum' yazdığı gibi  'uzaya gitmek' falan da yazmışım.. İşte yine aynı sayfada kitap çıkarmak da yazıyor inanır mısınız?... Uzaya çıkmak daha mümkün ama şimdi bu yayınevleri şartlarında ve bir sürü red alan yetenekli yazarların çok arkasındayken. 
Bilemiyorum bu yeni girişim yurtdışında çoktandır Amazon tarafından falan uygulanıyormuş. Sanırım...
Denemek istiyorum.. Gerçekten de ne kaybederim ki? Hayalimi gerçekleştirebilirim. Acelem yok. Her şeyi içime sine sine yapar ve süreci keyifli geçirebilirim. Sonuçdan ziyade yol daha heyecan verici değil midir? Belki bir yazı eklerim bloğuma; Kitabım ellerimin arasında!!

Ama ne zaman, nasıl, bilmiyorum.. 
Eğer tohumu ekmezsen elma yemeyi bekleyemezsin. Bazı şeylerin gerçekleşmesini mucizevi bir şekilde istiyorsan bile ona uygun bir ortam oluşturmak zorundasın. Yazı yazmak istiyorsan kalem al gibi...



✿Siz ne düşünüyorsunuz?

✿Yapan veya benim gibi düşünen var mı?

✿Artısı eksisi nedir?

✿Yorumlarınızı merak ediyorum. 

Devamını oku...

KİTAP YORUMU *Çocukluğun Soğuk Geceleri - Foto Sabah Resimleri *

Çocukluğun Soğuk Geceleri -Tezer Özlü- Sayfa; 67 (5.5/10)
Tezer Özlü'yü takip ettiğim birilerinden duyup merak etmiştim. Çok sevdiklerini söylemişlerdi ve neden bilmiyorum ama feminist bir kızdan duyunca Tezer Özlü kitaplarını da öyle sandım. Tamamen bilgim bu kadar ama merakım var olarak kitaba başladım.. 
Umduğumu buldum mu? 
Bu kitap ne diyor? Neden böyle bir hikaye anlatıyor ki, neden hikaye böyle parçalanmış ve    neden bu kadar garip düşünceleriyle çevirdim sayfaları. Bazı cümleleri çok tanıdık bazı cümleleri o kadar uzak ki.. Ne empati kurabildim ne anlatılan hikayeyi anlatabildim sanki oradan oraya savrulduk durduk.. Genel olarak ağırdı. Evet ağır kelimesi çok uydu. Kelimeler ağırdı, hikaye ağırdı aslında yarım bırakacaktım ki biyografi olduğunu gördüm. Bu bilgi daha ağırdı işte. 
Sonda tüm sorularıma cevap oldu bu bilgi ve öyle devam edebildim. 
Tezer Özlü yaşamasa ben hikayenin varlığına hala anlam veremezdim. 

Kısaydı, tanışmış olduk. Saf bir acıma hissiyle kitabı kapattım.







*Foto Sabah Resimleri -Ayşe Kulin- Sayfa;113 (7/10)
Ayşe Kulin'den ilk kitabım. Çok ama çok tatlıydı. Bir ayrılış hikayesi içi burkuyor ama insanı depresif bir moda sokmuyordu. İki farklı kuşak çatışması, geç kalınmış bir farkındalık, pişmanlık ama yine de tatlı bir ilişki. Babaanne ve torunu







Devamını oku...

KİTAP YORUMU * Uysal Kız - Zaman Makinesi *









*Uysal Kız  -Fyodor Mihayloviç Dostoyevski- Sayfa;103 (8/10)
Dostoyevski'den kısacık ama etkileyici bir hikaye.. 
Bir çok soru işaretine karşın okumaktan keyif aldım. Cümleleri, anlatış tarzı zaten harika. 
Kısa bir hikaye olduğu için hiç bahsetmek istemiyorum okumayan varsa diye..  
Ben hikayeyi beğendim ve bitirmeden bırakamadım. Belki sonu başından belliydi fakat, neden?
 Niye?
 Hala tam çözümsemiş değilim..











*Zaman Makinesi -H. G. Wells-,  Sayfa;144 (8/10)
Kitap çok güzeldi gerçekten İthaki yayınlarının bilim kurgu serisinden 2. Kitabım oldu hatırladığım kadarıyla. Çok bilim kurgu okumamama rağmen seviyorum aslında bu kategoriyi.. Mars Yıllıkları da enfesti Zaman Yolcusu da ennnfesti. Çok merak ettiğim ve üzerine düşündüğüm, hayal kurduğum konuları okumak ve tamamen farklı bir perspektiften bakmak nasıl da genişletiyor bakış açısını insanın. 

Gelecek zannımca tamamıyla teknolojik ve robotlar dünyası ve hatta farklı bir gezegende yaşam Dünya'nın yaşanmaz bir yere gelmesine karşı insan oğlunun acayip zeki olarak bir şekilde hayatta kalmaları olarak hayal ederken farklı farklı senaryolarla bu kitap tüm bu senaryoları yıkıp üstüne tamamen gerilemiş, hayvanlaşmış bir insan varlığı karşıma çıkarttı. Neyse ki 800yüzyıl sonraymış. :) 

Daha fazla ayrıntı vermek istemiyorum ama müthiş keyifli bir yolculuktu. Ufkun açıldı kurguyla.




DİĞER KİTAP YORUMLARINI OKUMAK İÇİN 
https://www.elhasil.com/search/label/Kitap%20Yorumu



Devamını oku...

KİTAP YORUMU * Bir Delinin Hatıra Defteri - Bir Çöküşün Öyküsü *



*Bir Delinin Hatıra Defteri -Nikolay Vasilyeviç Gogo- Sayfa 64 (9/10)


Çok ama çok güzeldi. Nereden anlatsam nasıl incelesem bilmiyorum. Ya çok uzun olacak ya da gayet kısa. Sanırım kısa ve öz olanı seçeceğim ve çok güzel olan kitabı alıp okumanızı tavsiye edeceğim. Trajikomik bir hikaye..

Aslında ben Storytel uygulamasından dinledim ve seslendirilen sanatçı sanat yapmış.Şov yapmış.. Çok keyifliydi dinlemesi. Eğer varsa mutlaka Storytel'den dinleyin. Çok farklı bir kafa hem dram hem komik, saçma ama akıyor gidiyor.. 


*Bir Çöküşün Öyküsü -Stefan Zweig, Ogün- Sayfa;56 (7/10)




Stefan Zweig'ın çoğu eserini okudum ve hepsini beğendim 'Lyon'da Düğün' hariç.. Bu kitabı da en iyi işi değil ama güzeldi gerçekten. Soylu bir kadının saraydan gönderilmesiyle başlayıp süren hikayede kadının yaşadıklarını ve alıştığı hayattan nasıl uzaklaşırken kendinden de uzaklaştığını okuyoruz. Hem kısa hem yeterli ayrıntılarla çok güzel bir eser olmuş.













DİĞER KİTAP YORUMLARINI OKUMAK İÇİN 

Devamını oku...

5 Haziran 2020 Cuma

KİTAP YORUMU * Beyaz Gemi - Cemile *



Selamlar, kitap yorumlarımı uzun tutmadım. Biraz fazlaydılar okurken sıkabilir. Fazla gözüktüğüne bakmayın kısa kitaplardı. Ama çoğu çok güzeldi.  Kısa hikayeler arıyorsanız önerim olsun. 

Bir de benim hikayemin linki de olmasın mı? Olsun :)https://www.elhasil.com/2020/04/bilet-1-ksm.html

Bir de ilk defa MİM yazdım onu okumak için de buraya  TIK TIK




*Beyaz Gemi - Cengiz Aytmatov- Sayfa;168

İlk defa bu yazardan çok duyduğum  bir eser okudum ve söylenilen kadar varmış. Çocuk ağzından anlatılan hikayede, çocuksu düşünceleri okumak keyifliydi. Hikayesi muhtemelen sembolleştirmelerle doluydu. Bazılarını çözdüm bazılarını çözemedim muhtemelen ama bu sembolleştirme tarzı hikayeleri çok severim ve bu tarzın şahı Saatleri Ayarlama Enstitüsü'dür, bayılıyorum. Eski zamanlarda yazarlar aykırı düşüncelerini ve eleştirilerini bu yolla yaparlarmış şimdilerde çok yok her şey açık. Bu hikayede çocuğun bir adı yok bu da okuyucuya direk empati yaptırıyor. 
Mümin dede karakteri ismiyle müsemma biri, inançlı saf ve masum biri kitabın kötü karakteri tarafından çok  hor görülüyor. Belki de o zamanlar müslümanların gördükleri baskıyı anlatıyor yine de Mümin dede el mecbur zulüm görse de itiraz edemiyor evlatları için. 
Çok bilgi vermek istemiyorum çünkü kısa bir kitap zaten diğer karakterlerin de temsil ettiği toplum var, okuyanlarla konuşmak isterim, okumayanlar bir şans vermeli. 


     *Cemile -Cengiz Aytmatov- Sayfa;96


Aytmatov'dan 2. kitabım kısacık ama güzel bir hikayeydi. 
Bence bu kadar az sayfa sayısı ile güzel bir hikaye anlatmak zordur. Demek istediğim her bir karakteri anlamamızı sağlaması üstüne de hikayeyi anlatması ve bize hissettirmesi en azından çok sayfalı kitaplarda daha kolay oluyor, karakterlere bağlanıyorsun bunca sayfa sonunda. 

Bu hikayede o benimseme kısa sürede olup güzel bir hikaye anlatıp kapanıyor geriye tatlı bir masal gibi kalıyor zihninde.






DİĞER KİTAP YORUMLARINI OKUMAK İÇİN 



Devamını oku...

1 Haziran 2020 Pazartesi

Naber? + MİM; Birbirinden Alakasız 5 Soru-

Selamlar, selamlaar, selamlaaaar
  • Nasıl geçiyor Korona günleri? Gerçek sen nasılsın gerçekten? 
Biraz bi düşün her ne kadar evde kalsak da kendimizle baş başa kalabildik mi? Nasıl hissediyoruz gerçekten biliyor muyuz?
Biraz sorgu sualden sonra havadan sudana geçebiliriz. 
 İlk defa hikaye harici bir yazı yazıyorum, bunu da deneyimleyelim bakalım. 

  • Bu arada hikaye (BİLET) nasıl? 
(https://www.elhasil.com/2020/04/bilet-1-ksm.html )

Çok güzel tepkiler ve yorumlar aldım özelden, yüz yüze, sosyal medyalardan. Bir arkadaşım incelik yapıp seslendirmiş, öyle mutlu oldum ki anlatamam. 
Hikayeyle aktarmak istediklerimi tam aktarabiliyor muyum merak ediyorum bu yüzden yorumlarınıza çok ehemmiyet veriyorum. 
Ve tabi ki eleştirildim bu da benim için değerli, kendimi geliştirmek istiyorsam eğer. Genel olarak hikayeyi kendim için yazıyorum ama hayaller uçsuz bucaksız ve heyecanlandırıcı. Gelecek karmaşık (Şimdi daha karmaşık bknz;korona) belirsiz ama heyecan verici.  

Ramazan başladı ve bitti iki gözüm nasıl da hızlı geçti. Tutulan oruçlar kabul olsun, edilen dualara da bolca amin. Allah'ım bir daha ki ramazana ulaşmayı nasip etsin. 

   MİM







    Birbirinden Alakasız 5 Soru








1. Koleksiyon yapıyor musun? Cevabın evet ise ne topluyorsun? 

Evet yapıyorum. Annemin çocukken başlattığı peçete koleksiyonu var önce bana sonra kardeşime bıraktı miras olarak. :) Ben 5 tane falan eklemişimdir çok severek yaptığım bir koleksiyon değildi. Ne zaman başladım bilmiyorum ama davetiye koleksiyonum var ve çok seviyorum. Çevremdeki insanlar benim koleksiyon yaptığımı bildiği için biriktirip bana veriyor ben de aralarından güzellerini ve koleksiyonuma eklenmeye değer olanları ekliyor diğerlerini atıyorum. Önceden hepsini ayırmaksızın toplardım ama artık dağ oldular, baya bi ayırdım ve attım ama hala bi 50 tane vardır. Gerçekten çok değişik davetiyeler var. Karne şeklinde olan, pasaport şeklinde olanlar, ipek keselerde işlemeli olanlar, Taşlı tuşlu olanlar, ahşap kutulu olanlar, kadife olanlar... Üşenmesem bir kaç fotoğraf koyardım ama çok da merak edildiğini sanmıyorum zaten. :)) Koleksiyoncuların böyle bi düşüncesi var; herkes merakla koleksiyonumu görmek ister... Bu çok göreceli ama yanlış bi bilgi . AMA istek varsa göstermekten zevk duyarım  tabi ki her koleksiyoncu gibi. :)))))


2. İlk öğretmenlerinden adını unutamadığın biri var mı? 

Anaokulu öğretmenim, Hanım Çalışgan hocam. Hayatımdaki izini tarif etmem gerekirse, sayesinde mesleki tercihim anaokulu öğretmenliği oldu. Onun bana kattıklarından sonra ben de minik kalplere dokunmayı ve hayatlarında eğitimci olmanın yanı sıra eğlenceli, şefkatli ve onları çokça sevip sarmalayan, öpüp koklayan bir oyun arkadaşı olmak istedim. Ben her zaman dualarla anarım öğretmenimi. Tatlı Cadı'm der öperdi beni o zamanlar da hoşuma giderdi bu lakap hak ettiğimi düşünüyorum zira fazlasıyla haylaz bir çocukluğum oldu. -gurur duyarım ehehe-



3. Bahar mevsiminin bitmesine az kaldı.  Bu bahar mevsiminin öncekilerden ne  farkı oldu?

Gezip tozamadık...
Bi ortaköy kumpiri..
Kadıköy çıkartması, asuman çikolatacısı...
Bi Çengelköy - Üsküdar dolanmaları
Adalar turu, bisiklet...
En özlediğim Eminönü dolanmaları, gereksiz ama mutlu eden alışverişleri...
Hiç olmadı bi Pendik yapardık....
Gezmeyi özledim bu baharda haliyle. Farkı buydu. Bahar eşittir güzel havalar o da eşittir gezme mevsimiydi benim için... 
Oturduk oturduğumuz yerde ve sanırım en çok kitap okuduğum bir dönem oldu benim için. (Kitap yorumları gelsin.)













4.Yaz mimi başlatacak olsan adını ne koyardın?

''Yaz mevsiminden nefret etmemin 10 nedeni''
başlığını koyardım. Uzun uzun da yazardım. :)) Yaz mevsimi bunaltıcılığı dışında pek bi verimsiz de geçiyor. Kolunu kaldıracak gücü bulsan -sıcakla baş etmekle enerjini harcadığın için- canın hiç bir şey yapmak istemiyor.Gezmeye gezemezsin, uyuyamazsın, şimdi tatile de gidilmez.... Denize gitmek dışında bi özelliği olmayan bu mevsimde bilmiyorum nasıl yaşayacağız Coronayla beraber.... Gerildim şimdiden bak... Sivrisinekler geldi aklıma.. Yaz uykusuna yatsam Eylül'de uyandırırsınız..

















5.Pencereden dışarı çıktığında nasıl bir manzara var?

Antipatik olmayacaksa ''Pencereden dışarı bakmak olmasın o?' derdim... TDK görevlisi edasında.. Çok antipatikse demeyeceğim bak? Öyle mi? hahaha
Sabah uyandığımda pencereyi açıp, boğaz manzarasına bakmıştım.. Bunu yaşadım gerçekten. Normalde klasik İstanbul... Binalar, arabalar, yine binalar ve azcık boş bi arazi var orası yeşillik bu iyi bir şey.  Belirtmeliyim ki; kır çiçekleri çıkmış şimdi gökyüzü de açık ama bulutlu olduğunda ya da kar yağdığında çok seviyorum pencere manzaramı. 





.........................................
The End
...........



Saliha mimlemiş yazdık bişiyler ama benim blogger çevrem olmadığından mimleyemiyorum isteyen alsın tepe tepe kullansın. Bi de hikaye yazıyorum ona bakmadıysanız, bakınız.. Teşekkürleeeeer!!!!!!












Devamını oku...

Öne Çıkan Yayın

BİLET - 1. Bölüm -

YOL Okurken dinlenebilir  Noktadan sonraki o büyük adımı atmadan önce durdu, nefesini derince içine çekerken...