Aile
Okurken dinleyebilirsiniz.
Tarihçi bu derin nefes alış süresinde küçük Salur'u düşündü;
Çadırda yeni başlayan savaşın birinci ağızdan notlarını alıyor tarihe geçmesi için bir bir tarihe şahitlik ediyordu yaşlı tarihçi.
Tam da kağıt kalem boğuşmacasında getirdiler onu. Bir hışırtı, çadırın girişi açıldı içeriye bunaltıcı taze hava yeniden doldu.
Selam durdu biri diğerine.
''Ailesi direnenlerdendi. Direndiler ve öldürüldüler. Bir bu çocuk kaldı ki yeni yetme iş görür, hizmet eder diye aldık getirdik size, daha aklı basmaz ne desen inanır, işinize yarar.''
dedi rütbelisine yaranmaya çalışan emir kulu.
Tarihçiye ağır gelen bu sözleri tek nefeste zorlanmadan söyleyi verdi. O sırada anlatıcısı anlatmayı kesince ve emir erine bakınca bir soluk arası buldu kendine de yazmayı bıraktı Tarihçi. Bileklerini sağa sola oynatıp gevşetti, işinden kaldırdığı sırada bakışlarını karşılaştılar işte.
Körpecikti, kir pas işlemişti derisine belki de ten rengi böylesi koyu değildir diye bir anlık hayal etti.
Gün görmemiş belli çocuğa buradaki günler tüm ağırlığıyla yaşanacak bekliyordu o güçsüz omuzlarında taşımasını.
Öyle zayıftı ki göz kırparken ki uysallığı zarar vermesindi hava zerreciklerine.
Öyle yumuşak bir nefes alış, daha önce görmemişti Tarihçi. Küçük göğsü kalkıyor da aman yanlış anlarlar baş kaldırdımdı zannederler diye hemencecik ini verirdi.
Tarihçi çocuğa baktı bir kaç saniye daha; Onu getiren askerin elini tutuyordu öyle nazik öyle korkak. Sanki o eldi ona şefkat veren. Sanki o el kurtarmıştı onu, sanki o el ayırmamıştı onu annesinden.
Dudaklarını önde birleştirmiş ve büzmüştü bir kese gibi.. Aynı nokta kadardı ve belli ki bu küçük nokta büyük bir hıçkırığı saklı tutuyordu, çenesi titredi gözleri parıl parıldı yaşlanmıştı ama asla bir damla olup da akmıyordu. Tutunuyordu askerin eline hayata tutunur gibi ve belki de son kez hatırladığı annesine son kez özlem duyuyordu... Daha sonra hatırlamayacak kadar zor anlar onu bekliyordu. Şimdi bir ailesi vardı ama bu yaşlarını hatırlayamaması ona rahmet olacaktı ki aile nedir bilmeyecekti. Burnu genişledi kimin kokusunu arıyordu..
Ne kolay söylemişti öyle emir kulu; Aile hiç ölür müydü.. Olur muydu sahi böylesi.. Annesi olmadan bir insan olur muydu.. Şuncağcık çocuk ne bilsindi ailen ölmüş, öyle bakıyordu ki Salur tarihçiye, ne kolaydı bir çocuğu taşımak, peşinden sürüklemek. Ona canı gibi bakan birileri vardı elbet şimdi canı hiç sayılacaktı. ona canını bile verebilecek birileri vardı, şimdilerde o birileri emir kulu ağzında 'katlettik'
Bu topraktan doğan ve silkelenmeyen çocuk biliyor muydu aile ne demek ve o demek ailesi artık yok..
Elbet birileri okşadı bu saçları, taranmamış ve öpülmemiş çocuk saçı mı olurdu hiç şimdilerde kir pas.
O çadırda bir Tarihçiye baktı uzun uzun elini tutan emir kulu çekinceye dek sürdü bu sessiz bakışma ve son görü bir hışırtı ve çadıra dolan bayat sıcak hava.
O günden sonra uzun bir süre görmedi o çocuğu Tarihçi, işleri çoktu ve işçi sınıfı uzak bir kamptaydı. Yazılacak çok tarih vardı, eli çalışsındı.
Yıllar da geçti yaşlar da aldı, kitaplar da yazdı Tarihçi. Savaş bitmişti; galibiyetleri, kaybedişleri işledi bir bir kaleminin mürekkebinden kuzu deri sayfalarına.
Ne zaman yazmaktan yoruldu da başını şöyle kadırıp bileklerini ovuşturdu o zaman hep düştü aklına o çocuk. 'ne etti acaba?' diye düşünürken buldu kendini. Bir keresinde birine sormaya ayırdı vaktini; esir kamplarının nerede olduğunu öğrendi.
Merağındaydı tarihçi bilsindi, hiç bir şey kalmasındı gizli saklı, tarih nakledilsindi geleceğe.
Sordu bir kaç kişiye de pek bir sonuç elde edemedi.
''Ne çocuğu Beyim, bu kampa yüzlerce çocuk esir getirirler sen hangisini dersin ne bilelim..''
Şimdi yüzlerce çocuktu o çocuk, tarihe gömülmüştü. Tam da bu his yakaladı Tarihçiyi merakına engel olamadı onu çeken bir şeyler vardı o anı unutmamasını sağlayan bir bağ kurmuşlardı, hissetti.
En sonunda dayanamadı meraklı adam, savaş bitmişti kamplar, çadırlar, askerler ve esirler toplanıyor gidiyorlardı. Buldu kendini esir kampı işçiler bölgesinde. Biri sorsa, ''İzinliyim, araştırma için buradayım''derdi.
Gözleri aradı taradı ama nasıl tanıyacaktı onu, büyümüştür delikanlı olmuştur diye içledi.
Bir gün yine orada burada dolanırken ve bu gezilerini not ederken Tarihçi bir kalabalığa rast geldi. Şöyle bir bakındı çok fazla kişi vardı ve aralarında aradığı olabilirdi. Sahi onu bulup da ne yapacaktı diye hiç düşünmedi Tarihçi. Bir şey yapması gerekir miydi ki..
Kalabalığa girmeden olay nedir öğrendi, dövüş vardı hem de bahilisinden bir esir taburu temsilcisi en kuvvetlilerini sürmüştü ortaya diğeri en çeviklerini. İki kişi girdi birbirine besbelli kardeşi kardeşe kırdırıyorlardı. El mecbur, esir olmak; eğlencesine bir küçük katkıyı kanınla ödemek değil miydi? Kaç dövüşe kattılar o çocuğu da kaç gece açtığı yaralarını sardı kaderdaşının.
Yoktu orada aradığı o çocuk.
''Yere seremezsen şu cüceyi daha senle işim yok '' diye söylendi efendisi. Bu yemek yok, yatacak yer yol, alacağın nefes yok demek miydi? Belkide sadece dövüşe katmazdı onu, sarar koklardı, sevip sayardı; ne güzeldi hayali..
Tarihçi kavgayı izlemeye dayanamadı baktı yoluna tam güneş batıyor bu rezil duruma o da dayanamayıp terk-i diyar ediyordu; hava serindi öyle bir gündü işte Tarihçi çok net hatırlıyordu. Kalabalığın dışında biraz ilerleyince gördü bir kişi, ağaca tutunmuş parmakları gördü ilk. Öyle çaresiz ve yara bere içinde parmaklar.
Kalbi titredi Tarihçinin heyecandan, kendiyle gurur duydu, işte buldu. Sokuldu yanına yavaşça, korkutup kaçırmak istediği en son şeydi. Yeni yetme delikanlı gözlerini hiç almadı baktığı yerden ve kolayca gördü Tarihçi çocuğun yüzünü. Tanıdı onu aynı ifade ve sır olmuş dudaklar.Tarihçi gülümsedi;
''Ne kadar büyümüşsün'' diye fısıltı etti.
Genç çocuk başını yana yatırmış, bir şeyi anlamlandırmaya çalışıyormuş gibi meraklı bir ifadesi vardı, bakıyordu karşıya, duymadı Tarihçinin fısıltısını.
Tarihçi baktı aynı yöne ne vardı bu kadar ilgi çekici o tarafta da beni fark etmedi, diye içlendi. Bunca gündür onu arayandı kendisi.
Bir kaç ağaç, düzlük, otlar ve tamam şimdi anladı neyi seyrettiğini;
Allah'ın işi, bu vahşetgahta böylesi tatlı bir manzara. Bodur bir ağaca kumrular yuvalamış, yavrulamış, ötüşüyorlar
Ne geçiyordu aklından da onları izlemeye dalmıştı. Tarihçinin sesi bozdu sessizliği;
''Onlar aile.'' dedi.
Yüreğinde acı var mı, yokladı. Varlığını bilmediği şeyin yokluğunu mu çekiyordu.
''Garip'' dedi, çocuk.
''Garip olan nedir?'' diye sordu Tarihçi.
Cevap gelmedi.
Tarihçi bir merakını gidermek için çıkmıştı yola da yüzlerce sorusu vardı şimdi.
Genç çocuk yerinde kıpırdanıpta Tarihçiye bakınca göz göze geldiler; bu iki oldu..
''Siz... aile misiniz?'' diye sordu cesaretini toplayıp.
Tarihçi şaştı bu soruya, nasıl bir soruydu bu aile birey değildi ki...
''Ben.. Ben tarihçiyim.''dedi
Genç sağ ayak tabanını toprağa ileri geri sürttü ve bakışlarını ayaklarına indirdi.
''Ve ben de Salur'um.'' dedi..



Ahh salur aşırı sefkatimi celbetti yaa kıyamam...salura bir geçmiş verdin o yuzden simdi daha bi başka...
YanıtlaSilSiz aile mısınız? Sorusu resmen kalbime işledi aile nedir ne demektir bunları dahi bilmeyen bir çocuk daha neler yasayacak kim bilir.Ellerine sağlık:)
Pamir de başkaydı ama Salur... Salur derin bi karakter.. Ve neler yaşamış da kibir yuva yapmış benliğine?? ELHASIL ortada hiç bahsedilmeyen bir şey var??? Mavi mavi olan...
YanıtlaSil''Küçük göğsü kalkıyor da aman yanlış anlarlar baş kaldırdımdı zannederler diye hemencecik ini verirdi. '' ah kalbimi darma duman etti , çaresizliği çok derinden hissettim şu cümlede :(
YanıtlaSilSavaş başlı başına korkunç da çocuklar için düşünemiyorum bile..
YanıtlaSilBöyle alıntılıyosun ya çok hoşuma gidiyo :)) Ben mi yazmışım bunu yaa diyorum..
Ahh Salur... 'Varlığını bilmediği şeyin yokluğunu' yaşıyordu.. Çok dokunaklı her cümlen. Ellerine sağlık çiçeğim :)
YanıtlaSilTeşekkür ederim.. Hikayesi dokunaklı biraz Salur'un..
YanıtlaSilah ya kıyamazlar salura böyle bir geçmiş beklemiyordum, ne güzel bölümdü. vahşetgah da güzel sözcükmüş :)
YanıtlaSilİnsanlar bazen kötülüğe itilir.. Zorunda bırakılır.. Salur da zorunda kalanlardan.
SilTeşekkür ederim yorumun için <3
O hiddetli Salur'un altında nasıl da masum bir çocuk yatıyormuş. Yaa kıyamam. :(
YanıtlaSil