4 Temmuz 2020 Cumartesi

PEYDER-PEY

PEYDER-PEY



Hikayeyi bu melodiyle okuyabilirsiniz.





01.01



Bugün her zamanki gibiydi. Sabah kalkmakta zorlandığım gibi, bir türlü alışamıyorum uykusuzluğa, çok arıyorum şöyle yatakta uzanayım dinleneyim. unuttum hayatımın bir dönemi öyle miydi? Buradan öncesi zihnimde pek kalmamış. Nasıl kalsın ki.. Önceleri biliyordum kime yazdığımı ama günler ve seneler sonra sadece yazıyorum işte.
Şimdi gitmeliyim. Gece sayımı için son kez mutfakta olacağım....

İşte geldim. Çok uykum var. Yarın büyük bir temizlik varmış. Bu han o kadar büyük ki önceden çalıştığım hana hiç benzemiyor. Bir sürü odası ve bir sürü yolcu geliyor. Türkçeyi artık epeyce öğrendim. Biraz uzun sürdü ama kendime de diyorum şu yazıları yazmasam günde toplam 5-6 kelime dışında konuşmuşluğum olmuyor ki. Daha fazla uzatmayacağım. Uyuyorum....



02.01


Yazacak mecalim yok ama yazmam gerekenler var. Bugünki temizlikte çok ama çok yoruldum ama ilk defa Bay...Adını bilmiyorum ve ben ona Bay Han diyorum. Çünkü hanın sahibi. Bay Han benim yaptığım odaları tekrar temizletmedi. Diğerlerininki birden fazla kez temizlendi ve hatta biraz bu yüzden fırça yiyenler de oldu. Bir çok kez ben de azar işitirim ama bu genelde ne kadar yavaş olduğumla alakalıdır.
İlk defa yavaş ama titizli çalışmam kabul gördüğü için mutluyum. Bir de bugün çorbamın tadı tuzu çok yerindeydi. Şimdi gerçekten daha fazla uzatamam. Çok yorgunum.....

03.01

Handaki telaşe her zamankinden çok. Büyük bir hazırlık var. Belli ki önemli birileri gelecek. Bugün Kalfa Aişe beni mutfakta görevlendirdi. Mutfakta olduğum zamanları çok seviyorum.   
                                                         
Bazen yemeğin tadına bakıyorum. Bir de yemek yiyenlere servis yapmam istendi. İşte bu çok nadir oluyor. Han çalışanları hariç insan görmeyeli ne kadar oldu sahi... Hepsi farklı simada. Hayır tabi ki yüzlerine alelade bakmaya iznim yok. İznim olsa dahi bakamam ya ben. Yanımda yatan Marie'ye dahi uzun uzun bakmışlığım olmadı. Bir insanın gözlerine bakmak, dalıp gitmektir. Çok  derin ve çok karanlık. Umuyorum yarın da mutfakta olurum. 



04.01
...


05.01


Dün yazamadım çünkü müthiş bir curcuna vardı. Çok kalabalık bir sefer geldi  Asker olduklarını söylüyorlar. Ben göremedim çünkü ahırları temizlemek tüm günümü aldı. Bugün de oradaydım. Bazen diyorum 23 adımlık mesafe. Oradan sonrası başka bir alem.
 Hanın kapısına ahırdan 23 adım saydım. 24'ü bilmiyorum.23 tane adım attıktan sonraki o bir adımı hiç atamadım. 23... bu rakamı çok iyi biliyorum. Tüm hayatım 23 adım ve dahası yok. Atsam o adımı. Atsam var ama.. Nasıl desem... Bilmediğim bir elma. Elma yenir ama yasak...

Marie hasta ona sıcak su yapmaya gidiyorum. Sonra da uyurum....



06.01



Marie'nin durumu iyi değil onun için endişeleniyorum. Bugün onun yerine ben yatakları derleyip toparladım. Hanın bütün odaları dolu bu kadar kalabalık ben hayatımda görmemiştim. Misafirlerin olduğu yerlerde bulunmadım hiç ama kalabalığın uğultusu duyulmayacak gibi değil.  Çok uzun yazamayacağım yine.. Marie için dua ediyorum. 


07.01

Herkes tek bir şeyden bahseder oldu. Türkler. Gelen misafirler saraydanmış ve çok merak ediyorum. Sadece kulak kabartıp hiç yorum yapmadım. Konuşmayı pek beceremiyorum. Yazdığım kadar söylemde kendimi aktaramadığım apaçık. Komik bir şivem olduğunu söylemişlerdi bi keresinde. Ben de konuşmayı bütünüyle unuttum şimdilerde..
Yapmam gereken bulaşık işi çıktı şimdi çünkü Marie tam anlamıyla iyi olmadı henüz.. Sonra uyurum. 




08.01

Çok yorgunum.. Hiç durmadan  çalışmak bir yana nefes bile alamaz oldum. Bir isim duydum bugün. Yavuz.... Daha fazla yazamayacağım. Uyuyorum. 


09.01

Yavuz... Sultan Yavuz.. Tek duyduğum şey bu. Bugün mutfakta bambaşka yemekleri bambaşka kişiler pişirdi. Çok ama çok güzel kokuyordu. Ben ise temizlik yaptım tüm gün. Böyle kokan bir şey kim bilir nasıl lezzetlidir. Sultan için azamları için dediler. Her yeri önce sirkeyle sonra defalarca gül suyuyla sildim. Öyle emredildi ve emredildiği gibi yaptım. Hepsi Sultan içinmiş.. Ve tebaları.. Sultan Yavuz..




10.01

Tek bir an içinde yaşamak şimdiden sonra yapacağım şey olacak. Sultan Selim. Yavuz değil Selim'di gördüğüm. Bir anlıktı ama ömrüme bedeldi. Uyumak istemiyorum O anı anlatmak istiyorum. Tüm gün yemek bile yemeye fırsatım olamayacak kadar yoğundum.. Hayır yoğundum o anı yaşamakla. Tekrar ve tekrar. Sürekli o saniyede. Kaldım ve daldım. Sultan Selim... Boyu, posu, duruşu, endamı,.. Sultan
Selim. Ah.. Tekrar yaşıyorum o anı. Bordo bir cübbe.. Daha önce ne gördüm ne hayal ettim böyle bir işleme ve yücelik..  

Uyku girmiyor gözlerime. Çok yazacak şey var sanki ama ellerim sürekli aynı 2 kelimeyi yazmaktan öyle hoşnut ki... 
Sultan Selim. 
Sultan Selim.


11.01

Güne yine onu görürüm hayaliyle başladım. İçimde bitmek tükenmek bilmeyen bir çalkantı var. Neredeyse o 24. adımı atacaktım ama pazara gönderilmekten son anda vazgeçtiler beni. Nasıl bir oh çektim anlatamam. Alevli bir yangını söndürebilirdi de benim içimdeki yangını her şey körüklüyordu. 
Yine gözlerimde bir gram uyku yok. Bugün göremedim Sultan Selim'i ama ismini başka dudaklardan duyabilmek için çok çabaladım. Biraz olsun nefes aldırıyordu.. 
Uykum yok ama mumum bitmek üzere..  



12.01

Ne büyük bir şeref ki bana nail oldu yaşadım. Hayır yine göremedim ama bugün ben bir şey yaptım...  Kalbim beni sarsacak kadar çok çarpıyor. Nefes almamı zorlaştıran bu zelzele Onun odasını temizleme görevi bana verildiğinden beri devam ediyor. Ve.. Ben bir şey yaptım.Bu yangın beni kahrederken yardım istedim kudretli olandan. İçimi yaka yaka benliğim  alev oldu. Ne yapayım.. Ben ne yapayım.. Ne edeyim de bana..  Kalbim.. Kalbim 24. adımı atıyor ve benden ayrılmak istiyor sanki. Senin hanın benim. Seni yakan da benim sevgili kalbim. Ben ne yapacağım.... ''AŞIK OLAN NEYLESİN?'' yazdım yatağının baş ucuna..


13.01

Dün gece çok ağladım. Şimdi bile yaşlar yanaklarımı yaka yaka süzülüyor. Neden biliyorum. İçimdeki yangın taşmaya başladı. Neden böyle bir şey yaptım ki.. Sultan Yavuz o.. Kullarıyız onun hele ben.. Kulunun kuluyum. Sultan Yavuz o.. Sökse çıkarsa kalbimi hakkıdır ve zaten ona sahiptir. 
Ellerim kalem tutmaya güç getiremiyor. Uykum da yok... Tüm gece af dileyeceğim. 


14.01

Bu olsa olsa bir lütuf. Aciz kuluna hayati değerinde bir hediye.. Odasını toparlamaya girdiğimde orada olmaması benim yaptığım yanlıştan dönmem için fırsat  anımdı. Ellerim öyle titriyordu ki Bir an tüm vücudumu sardı. Cevap gelmişti sualime. Acımış olmalı bu acize.. ''DERDİ NE İSE SÖYLESİN!'' Sevinç ve korku dalgası boğuyordu bu kez. Selim olan Sultan Yavuz'du da... Heybeti dağları dize getirirdi. Getiriyordu. Herkes onu konuşuyordu korku gözlerinde. Kimdim ben de bu ihtişam karşısında.....  Koca Cihangir. Bir an görmek bile yetiyordu büyüklüğünün altında ezilmeye.. Bakışları yenerdi deccali. ''YA KORKARSA NEYLESİN?''

15.01

 Fetih yapmaya gidiyormuş Sultan. Düşmanlara korku salınmış çoktan. Ne etsin korkan.. Teslim etsin kendini bu kudrete savaşmak çare değil. Savaşamam ki zaten. Ben aciz bi çare. Civan Sultanı Hükümran, bir tek emrine bakar kulları önüne sersinler Dünyayı....
Heyecan ve korkuyla girdim yine boş odasına. Ben o oradayken nasıl gireyim... Başta kapı kulları izin vermez benim de yüreciğim dayanmaz bu azamete. Bir hizmetli daha vardı benimle beraber. Adımlarım titrek yüzüm solgun olacak ki fark etti hatırımı sordu. Öyle baktım yüzüne.. Ne diyecektim? 7 cihan Sultanı, Sultan Yavuz Selim'e aşık oldum, mu diyecektim.. Diyemedim. Öyle baktım. Anladı halden ama nasıl; Böyle bir kudretlinin mahremine girmek düzenlemek için dahi olsa korkuturdu insanı tabii. 
Daha uzatmadım yatağı yerleştirmeye buhurdanlığı yenilemeye koyuldum tabi gözüm yatağın başındaki haberleşme yerimizdeydi. Oraya ilk yazdığımda bulur da okur diye hiç düşünmediğim gibi cevap gelmesini hayal dahi edemezdim. Şimdi ise  ümit vardı bir kere olan ikinci kez de olsun duamdı.. 
''HİÇ KORKMASIN SÖYLESİN''


16.01

Dün tarifi imkansız bir duygu seli içindeydim. Ne uyuyabildim ne yemek yiyebildim. Varlığım aşka düşmüştü tek bir an için. Bir anlıktı dünya serüvenim, sanki amacımı bulmuştum ihtişamında. Gözlerinde mutluluğum saklıydı ve beni çağırıyordu. Dudakları ölümümü emrediyordu ama ben zaten aşkıyla peyder-pey ölüyordum. Yaşam ve hayatı en yoğun hissettiğim bir zamanda hemde. Hiç korkmasın dedi bana, emirdir hiç korkmuyorum. Hayır korkuyorum.. O kadar çok, o kadar yoğun bir korkunun içindeyim ki emrine itaatsizlik beni yiyip bitiriyor.  Yarıın huzuruna çıkmak istediğimi ilettim kapıkullarına ona iletmişler ve kabul buyurmuş ben bi çare aşkından viraneyi... İstiyorum ki benim gönlümü şen ocağında yaktığıı aşk ateşine attığı gibi ben de ona güzel geleyim. Asla haddim değil biliyorum ama kızsal bir istekle beni beğensin istiyorum. Bu gece de uyku haram gözlerime.. Marie'den elbisesini isteyeceğim. Benimkinin renkleri solmuş. 






'içinde bastıramadığı bir korku olsa da genç kız, padişahın duygusuna cevap vereceği vaadinin sevinci içinde en güzel elbiselerini giydi. Gözlerinde dünya mutluluğu, heybetli Hakan'ın odasına girdi. Ancak her tarafı titriyordu. Bütün gücünü topaldı başını kaldırdı, Yavuz'un yüzüne baktı. O anda olan olmuştu. Bu gözlerdeki muhabbet ve şefkat bile, erişilmez heybet ve merhametin yıldırım tesirini giderememişti. Güzel kız ayakta bir kaç defa sallandı, sonra yere yıkıldı. O masum, tertemiz duygularla atan kalbi bir anda durmuştu. 

Koca Hünkarı bu ölüm çok sarstı. Bu yüzden Mısır seferini bir süre erteledi. Güzel kız için  somaki mermerinden  bir mezar yaptırdı. İsmini bile bilmediği bu genç aşık kızcağız için yazdığı şiirin bir dörtlüğünü de mezar taşına yazdırdı;'


Merdüm-i dideme bilmem ne füsun etti felek 
Giryemi kıldı hun eşkimi füzun etti felek
Şirler pençe-i kahrımdan oluurken lerzan 
Beni bir gözleri ahuya zebuun etti felek
                         - Sultan YAVUZ SELİM


*SON*


***********

Öncelikle okuduğunuz için teşekkür ediyorum bir kaç açıklamam var. 
Belki bazılarınız biliyordur ki bu hikaye genel hatlarıyla gerçek bir hikaye. Yavuz Sultan Selim'e aşık olan ve onu gördüğünde kalbi dayanamayıp duran kızın hikayesi yani. Diğer bütün ayrıntıları ben hayal ettim. Öyle olduğunu varsaydım. Bu trajik aşk hikayesini uzun uzun hislendirmek istedim ismi dahi bilinmeyen kızcağız için...


KAYNAKÇA
- İstanbul'un 100 Sevdası, syf 34



--
Instagramdan takipleşebiliriz; @elhaasil
İZLE kısmı abone ol butoncuğunda
Yorumlarınızı merakla bekliyorum. 

17 yorum:

  1. Sen ne yaptın yaa?
    Nefesimi tutarak okudum bir an kalbim duracak zannetim...
    Kalbi aşkla çarpan bi çare kızımızın cihan padişahın kollarında kalbi durdu
    Gerçek olması ayrıcaa etkileyici..
    Ellerine Sağlık:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten miiii??? Mutlu oluyorum baya bu yorumlara hislerimi yazıya dökebilmiş ve aktarabilmişim diye...
      Gerçek olması..... İnanılır gibi değil.

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ediyorum, beğenmenize sevindim *-*

      Sil
  3. çok güzeldi yaa, sayende öğrendim hikayeyi, gerçek yani valla kıza da yazık olmuş yani, peki bu kız nereliymiş ki, türk değil demekki :) marie naptı ki :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Soma'lı Güzel diye geçiyor ne ismi biliniyor ne kimlerden olduğu. Çok kısa bir hikayesi var kitapta ve benim de gönlüm razı gelmedi bu kadar az bahsi geçmesine.. Uzun uzun tasvir etmek istedim kendimce. Kıza gerçekten yazık olmuş ama Yavuz Sultan Selime aşık olmak da bi nevi yürek işi cidden ..

      Sil
    2. öyküne göre türk değil gibiydi ama türkmüş demekki. türkçeyi öğrendim diyince yabancı sandımdı :) peki senin bu marie ye noldu ki senin zannınca yanii :)

      Sil
    3. Şimdi şöyleki Osmanlı zamanında yerli halk bir çok dil konuşuyordu kendi uyruklarınca.. Çok uluslu bi devlet olduğundan dolayı.. Bu kızın esir olduğunu düşündüm ve muhtemelen yabancı bir yerden Soma'ya gelmiştir.. Ondan dolayı öyle tasvir ettim. Marie tamamıyla benim hayal ürünüm olmakla birlikte sağlığına kavuşup o handa ömrünün sonuna kadar çalışmıştır sanırım.. :)

      Sil
    4. hihi çok tatlı açıklamaa valla kahkaha attııım :)

      Sil
    5. zaten kızın adı soyadı peyder pey, peyker gibi filan, eh adam da yavuz yaniii o da beyler bey :) yakıştılar :)

      Sil
    6. yani öyle olsun ismisi, peyder pey, yavuz da beyler bey, beyler beyi :)

      Sil
    7. Çok iyi fikirmiş he 😂😂

      Sil
  4. Yani ben diyince kızıyorsunuz sonra ama işte aşk = acı , bak bu kızınki daha da bile kötü direk ölmüş :( neydi kavuşamayınca mı aşk oluyordu o hesap işte ama ben böyle acı çekmeye karşıyım - dövmee odun diye şimdi -
    bu arada bundan böyle ne güzel kitap çıkarmış , laf edip edip acı çekmesine okurdum hahaha :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aşk sadece eşittir adı mı..... Yani öyle olmadığını umut ediyorum ama kabul bir noktada gerçekten aşk=acı... Kitapta geçiyo zaten ama 1 sayfa ya var ya yok.. Halbuki uzun uzuuuuun yaz di mi... Yazık kıza ismi bile bilinmiyor. Aşkından ölmüş biçare. :(

      Sil
  5. İbrahim Eşit4 Şubat 2022 17:37

    Gözlerime nasıl bir sihir etti felek Göz yaşlarımı kan eyledi ve ağlayışlarımı arttırdı felek
    Aslanlar bile kahrımın pençesinden/gazabından titrer iken
    Beni gözleri ahuya/ceylan gözlüye aciz kıldı felek....

    Şiirin güzelliği gözlerimi bir tık daha doldurdu.. Film sahnesi gibiydi.. Hatta yarım yamalak bir senarist olarak ''senarist n'olur kızı öldürme'' diyesim geldi içimden.. Demiştim ; bir yazarın düz ve sıradan olması akla ve mantığa uygun gelmiyor diye :) Bir yazar olarak aşıktan sadece bahsetmemiş bizatihi onu yaşamışsınız.. Muhtemel ki kendi yorgunluğunuzu kıza yüklemişsiniz :) Hem kim yorgun değil ki.. Ki hikaye sonunda bedeni değil kalbi de yorgun düşmüştü.. ama Kalp bu ertesi güne zinde kalkamıyor.. Yazmak , kalem ile kalbin birbiriyle musafaha edip hasret gidermesi demek... Kaleminize de kalbinize de sağlık..

    YanıtlaSil

Görüşleriniz benim için çok değerli. Yorum yaptığınız için teşekkür ederim. *-*

Öne Çıkan Yayın

BİLET - 1. Bölüm -

YOL Okurken dinlenebilir  Noktadan sonraki o büyük adımı atmadan önce durdu, nefesini derince içine çekerken...