Önceki bölümlere ulaşmak için Hikaye Bölümüne buyurun.
Bölüm çok geç geldiği için minik bir özet yapıyorum
Harita üzerinden güvenli kervan yolu güzergahı çıkaran Pamir'in tek sahip olduğu şey yolu ve yolculuğuydu. İnsanların da yollarında güvende olmasını sağlamaktan başka bir amacı yoktu yolda geçen hayatında ilk defa bir şeye ''BENİM'' dedi. Yerden bulduğu mavi bir kolye ona hissetmediği şeyler hissettirmişti. Bir yere ait olma fikrini ilk defa düşündürtmüştü Pamir'e. Sahiplendiği ilk şeyi o an kaybetti Pamir, Salur denen eşkiyaya.
Salur yan kesici, haraç alan iri yarı kaba saba bir adamdı. Ne konuşmasını bilirdi, ne yaşamasını. Hakkı olanı zorlada olsa alırdı. Her göz koyduğu onundu. Hayat ona verdiği şeyleri hep almıştı çünkü. Savaş zamanı ailesini kaybetmiş asker çadırlarında ayak işleri yapmış savaş bitince de kendine tutunacak bir yer aramıştı. Gençliği böyle geçip giderken Gokşin adında bir kızla karşılaşıyor. ona yaşayamadığı çocukluğunu veriyor Gokşin. Salrun kaybettiği sevgiyi paylaşıyor onunla. Kış gelmek üzereyken Gökşin gideceğini haber veriyor basit bir hastalığı dahi kaldıramayacak bünyesi olan Gökşin'in bildiği babası soğuk hastalığından korkuyormuş diyor. Salur bekliyor. Aylar geçiyor. Salur beklemeyi tadıyor tam yaz gelecek Gökşin gelecek savaş yeniden çıkıyor. Yurtsuz Salur yurdunu korumaya çağrılıyor. Bu kez bekleten taraf Salur savaşta güçleniyor, yiğit bir asker oluyor.. Geri döndüğünde Gökşin yok. Bulduğu sevgi Gökşinle beraber toprak oluyor ve bir kaç damlayla akıp gidiyor Salur eski hayatını ona anımsatan şey Pamirden çaldığı kolyenin rengi oluyor. O gençlik yıllarından bu zamana böyle mavilikte tek bir şey hatırlıyor. Kolye mavi, Gökşinin gözleri aynı mavi. Sonra ilk tanıştıkları andaki gibi hazine avı niyetine Gökşin için çaldığı kolyeyi yere gömüyor. Kendi kaybetmiş başkası bulsun istiyor.
Şimdi ise Birçe kız var. bakalım hikaye nerelere doğru gidecek.........
***
Hikayeyi bu müzikle okuyabilirsiniz.
Öyle sıradan ve her zaman ki gibi bir gün doğumuydu. Dünya sanki bir raya oturmuş ve yolunda ilerliyor herkes aynı cefayı ve sefayı çekiyordu sanki. Kışların kış, yazların yaz, baharların tam bir bahar olduğu zamanlar. Sofralarda 3 çeşit varsa halil ibrahim sofrası zenginliği sayıldığı zamanlardan biriydi.
Her sabah özenle topladığı sediri, bir kaç kıyafeti -hepsi yamalı- işte bu kadardı Birçe. Birde canından çok sevdiği koyunları hepsinden öte anası vardı; epeyce yaş almış ancak evin işleriyle zor bela yapabiliyordu.
Birçe o sabah çok acele ediyor bir an önce evden çıkmak için koşturuyordu. Anası bu aceleyi anlamış yavrusunu durdurdu;
''Hele durasın ay yüzlüm arkandan atlı mı kovalıyor.''
Ahh! Öyle bir seslenişti ki bu; kulaklardan kalbe içi şefkat dolu yumuşacık ve insanın gözlerini dolduran bir sevgi tınısı. Ana kucağı. Birçe durdu anasına baktı, ne kadar acele etmek istediyse de böyle bir sesti işte kalbine huzur veren, ellerini elleri arasına aldı önce kokladı onu okşarken dünyaları sunan elleri, ana kokuyordu. Bu koku kendine hastı. Ne çiçek ne yeni pişen ekmek. Ana kokusu sadece ana kokusuna benzerdi. En güzen en hoş rahiaydı. Cennet diye düşündü Birçe; Cennet olsa olsa böyle kokardı. Ana avcu, hissettiği en yumuşak his. Sonra öptü o eli, hem kokladı hem öptü.
''Canım anam, Maral ha doğurdu ha doğuracak; minik kuzumuz dünyaya gelirken yanında olmak ona yoldaşlık etmek istiyorum, ondandır heyecanım.''
Derken bunları içi cız etti ama tümden yalan sayılmazdı. Heyecanının sebebi tam olarak minik kuzu değildi. Bohçasına biraz ekmek ve bir parça peynir koydu. Anasından helallik aldı ve koyunları, kuzuları gütmeye yola koyuldu.
Birçe adımları sık sık atıyor, düzlüğe bir an önce ulaşmak istiyordu. Yol boyu ona bakan yargılayıcı gözlere alışmıştı ama bugün suçlu hissetmesinin sebebi kız başına çobanlık etmesi değildi elbette. Heyecanı ve endişesi başkaydı.
''Haydi acele edin, haydi. '' diye diye ulaştı varmak istediği yere. Saldı sürüsünü yeşilliğe can yoldaşı karabaşı koydu başlarına.
Kendi serdi yere bezini ve kalbi ağzında çıkardı bohçasına sakladığı heyecanının sebebini. Yeni bir kitap elleri arasındaydı. Bu seferkinde resimler daha fazlaydı. Şöyle hemencecik incelemişti bulduğunda onu çöplükte. Sahipsizdi besbelli Birçe sahip çıktı. Etrafına göz gezdirdi, kimse görmesin ki Birçe okuyor hemide gavur romanı diyorlardı çok yanlış bir şey yaptığını düşünse de ne yapsındı merak ediyordu ve onu çekiyordu tüm kitaplar...
İlk kitabını çok defa okumuştu her cümleyi biliyordu, her karakteri tanıyordu, kaç kez şöyle uzandı da göğe doğru hayallere daldı, bir kağıdı bir kalemi olsa kendi de yazmak isterdi; zihni öyle dolu öyle karmaşa içindeydi ki ancak yazsa rahatlardı, akardı giderdi sıkışmış ne varsa. Mesela kış gecelerinden bahsetse usul usul düşen buluttan parçalar, pamuk gibi ancak o zaman anlardı ya insan yaşıyorum her nefes verişi geriye sis bulutuydu aldığını geri vermekti bariz hayata. düşünce buhuru karıştı ve onca yolu bir insanın alnında erimek için mi tepti kaderi yolculuğu vazgeçmekten ibaretti kendinden, bembeyaz pamuk gibi. Binlerce beyaz anı düşüyor havadan tane tane.
Birçe birkaç kıpırtı ve hışırtı ile kendine geldi gözü hemen yüklü Maral’ı buldu dolanıyor oturuyor ve hiç doğurası yokmuşçasına sekiyordu Birçe'nin tüm yakın arkadaşları; hepsi bu sürüsüydü 5 koyun 3 kuzu bir de Karabaşı canından can annesi. Onca işin onca sorumluluğun aldığı zamanı Birçe başkalarına veremiyordu. İnsanın dostları olmalıydı kendi gibi düşünen, en azından anlayan derdini. Birçe sürüye kabul edilmeyen bir kuzuydu çünkü Sürü ancak kendine benzeyen aynı kokudaki kuzuları kabul ederdi. Birçe farklıydı. Farklı düşünüyordu. Farklı oyunlar oynuyordu. Farklı hayalleri vardı. Ne zaman biriyle arkadaşlık kurma fırsatı bulsa farklılığı Birçe'yi susturdu. Onlar konuşuyordu Birçe anlıyordu; farklıydı. Sadece bir keresinde uzattı korkakça düşlerini. Bir an bahsetmeye başladığında herkes onu can kulağıyla dinlesin istedi çünkü kendi canıyla kanıyla ruhuyla anlatıyordu. Başka diyarlar vardı, başka tende insanlar vardı hatta başka dillerde konuşuyorlardı. Tam devamında dünya yuvarlak diyecek oldu da (!) insanlar hükmünü verdi. Birçe farklı biriydi. Aksa karaydı.
Ara verdi okumaya sakladı kitabını çayır çimene yanlarına gitti arkadaşlarının, hepsini tek tek sevmiş ilgilenmiş hasbıhal etmişti Birçe. Bu sürü babasını hatırlatıyordu ona. Daha aklı ermez dedikleri bir yaştaydı. Hatırlamaması lazımdı normalde ama hatırlıyordu en çok ellerini en çok kokusunu. Koyun güzmek gibi kokuyordu babası ama öyle ki açık bulutlu bir havada yemyeşil çimenlerin üstünde keyifle dolanan minik bir kuzu gibi. Güven kokuyordu. Unutmak mümkün değildi o yaşta dahi olsa. Birçe ellerini unutamıyordu babasının. Dünyayı ona veren elleri. Babası, -önce Allah’ın işi- sebebi salgın hastalığından vefat etmişti. Cevval bir adamdı görünüşü hele bir konuşsun tonu ele veriyordu yufka yüreğini. Sakin kendi halinde çocukluğundan beri koyun güderdi ne başka iş yaptı ne de bu topraklardan başka bir toprak gördü. Dünyası küçüktü ama hep yetti. Kimse ismini pek hatırlamazdı Çoban Munis derlerdi ahali ona. İsmi ne Çoban'dı ne Munis. Göçerken bu diyardan bir tek eşi ve tek çocuğu fark etti yokluğunu. Birçe'nin ismini babası koymuştu; biricik demekti. Biricik tek çocuğuydu Birçe onun mirası. Birçe hatırlıyordu babasını, hatırlanması imkansız küçük yaşlarını.
Bu topraklarda en son savaş 70 yıl önceydi halkın savaş yaralarını kapatması zaman aldı savaş ne zor bir illetti, barış sağlanmamıştı ama artık akan kanlar yeterdi ta ki biri çıkıpta hırs ve gururla ilk çiziği atar o zaman yine başlardı, yine başlardı. Bu durgunluk, bu bekleyiş zamanı insanları huzura kavuşturmadı zordu hayat yine, bir şekilde insan çatıyordu bir diğerine. İnsan insanın kurduydu da yurdu olamadı. Sebepsiz ve şahitsiz hükümler. Zaten kabarık olan ceplere kazançlar, çalıp çırpmalar. Savaş zor bir illeti, insan daha zordu uğraşması. savaşın olmadığı yıllarda özellikle böyle küçük bir toplulukta zordu hele ki kadın olmak. Belliydi kaderin. Belliydi yazgın. Elma seversin de sevdiğini söyle dalından ayıplarlardı. Ayıp. Çok ayıptı kadın olmak. Öyle yaşar giderdin önüne çıkan ne varsa 'he' derken. Birçe hep 'erkek olsaydım keşke' diye düşündü daha kolay olurdu. Farklılığı göze batmazdı en azından görünmez, hatırlanmaz, üzerine konuşulmazdı. Sırf koyunları o güdüyor diye ne çok başının etini yemişlerdi anacığının, '' elin kız kısması....'' diye başlayan cümlelerini sonra ''biz değil elalem ne der diye'' bitirir çaylarından yudum alırlardı. Hele duysalar Birçe romanlar okuyor üstüne yazma hayalleri kuruyor aman düşman başına vermeye böyle erkek fikirli kız. Neyseki anacığı onu hiç farklılığından hor görmemişti ama arada söylenirdi. Tek başına çocuk büyütmek zordu hele böyle bir küçük toplulukta. Dünya durgun bir savaşsızlıkta yine de zordu. Anneciği onun annesi ne isterse onu istiyordu Biriciği için. Evlensin kursundu yuvasını dünya hanına. Gözü arkada kalmaz Birçe'yi sahipsiz bırakmazdı göçerken diyardan.
Birçe kısa saçlı koyu tenli balık etli bir kızdı. bulutları inceler, dalar giderdi. Krallıklar kurtarırdı. Kayıp adayı bulurdu. Denizde nefes alırdı. Akranları etliye sütlüye karışmaz önüne ne konsa 'he' derdi. Ayıptı, uysal olsundu. Öyle ortalık yerde fikir beyan edilir miydi hiç hem doğru değildi. Senin yerine düşünür senin yerine kararlar verilirdi ses sus yeterdi. Yaşa işte. Ne büyük armağan. Kitap yazacak erkek kadın demeden herkes Birçe'nin hayallerini mi okuyacaktı? Karınca ve kirpi arkadaş olcaklar, güzel şarkılarını diyarın dört bir yanında söyleyecekler hayallerine koşacaklardı. Böyle küçük bir yerde sayfalar çevrilmezdi. Karınca ve kirpi arkadaş olamazdı. Şarkı söyleyemezlerdi. Hayallerine koşamazlardı. Birçe olsun, söylesin ve koşsun istiyordu. Birçe, var olmak, söylemek, ve koşmak istiyordu. Böyle küçük bir köyde farklı olmak zordu. Birçe farklıydı.
Tekrar yerine döndü uzandı kitabına tam kaldığı yerden okuyacaktı ki Karabaş vuruldu başına en heyecanlı kısmıydı okuduğu romanın Birçe bıkkın bir 'of' çekti sonra düzeltti 'af' dedi anası her zaman düzeltir de ona 'of' deme yavrum 'af' çek tam bu düzeltmede fark etti Karabaşın ağzını, almak için yeltendi Birçe de Karabaş oyun sandı vermedi ilk önce, inat etti açmadı ağzını ''Güzel Karabaş uslu Karabaş ver bakalım onu bana.'' kafası okşanınca mutluluktan dört köşe havlamaya başladı da öyle aldı eline Birçe zinciri ''Bu bir kolye nereden buldun onu?'' dedi Birçe. '' Bizim olmayan şeyleri alamayız Karabaş'cığım.'' biraz durdu, boğazını temizledi ''Çöpe atılmamışlarsa tabi.''
Eteğinin ucuyla sildi elindekini, çok bir rengi kalmamıştı kenarında hafif küçük bir renk gördü; utangaç bir kız çocuğu gibi içinde saklı tutmalıydı tüm renklerini ve hayallerini tıpkı kolye gibi....
Birçe güneşe tuttu kolyeyi kenardan gördü yansıyan maviydi belki de gökyüzüydü yansıyan..
ama maviydi...
Gördü işte emindi...
koyu mavi...

hoşgeldiin tamam yaz sen deeee hadiiii :)
YanıtlaSil😍😍😍😍😍😍
Sil:)
SilHer seferinde alıp götürür mü insanı ama yine muhteşemm 😍 ✨
YanıtlaSilYaaa 🥰🥰 çok teşekkür ederim 🤍
SilAklı Salur'da kalanlar burda mi?🤣
YanıtlaSilOkurken sürekli olarak"ah birçem ah canım ,ahhh guzel fikirlim,temiz kalplim "dedim...
hayal kurmaktan çekindiğim bir dönem olmuştu, korkardim daha doğrusu.Hem hayallerimin gercekten uzak olmasindan hemde başkalarına saçma gelebileceginden:/ hayallerimi bile kısıtlamıştım...ama şimdi hic korkmadan hayal kuruyorum veee bu en keyif aldığım şey
Birceyi en iyi biz kız kısmı anlarız sanırsam...Oku birçe okuuu sonra yaz dök içini kağıtlara...
Ellerine sağlık elhasil yine bir çırpıda okudum devamiiiiiii gelsinnnn
En son Savaş olalı 70 sene olduysa durumda Salur kaç yaşındadır? Matematik sorusu gibi 😂😂 yaaaaa tıpkı benim yazarken ki düşüncelerimi dile getirmişsin.. Biraz zorlanıyorum aklımdakileri akıcı ve açık bir biçimde yansıtmaya.. Birçenin bu halleri ufak bir eleştiri babında minik bir mesajımdır dünyaya 😅 Devamı gelecek inşallah kolye artık Birçe’de 😏😋
SilÇok güzel bi bölümdü ��hiç bitmesin istedim~~
YanıtlaSil😇✨❤️✨❤️
Silgüzelmişşş :)
YanıtlaSilreis tahminen ne zaman senin yazdığın bir kitabı kitap kulübünde okuruz ^^
YanıtlaSil'' Etrafına göz gezdirdi, kimse görmesin ki Birçe okuyor hemide gavur romanı diyorlardı çok yanlış bir şey yaptığını düşünse de ne yapsındı merak ediyordu ve onu çekiyordu tüm kitaplar... '' birçe bittin kızım sen , ben bu devirde nazım hikmet okudum diye vatan haini ilan edildim daha ne diyim :) - acının tatlı gülümsemesi -
'' Elma seversin de sevdiğini söyle dalından ayıplarlardı. Ayıp. Çok ayıptı kadın olmak. Öyle yaşar giderdin önüne çıkan ne varsa 'he' derken. Birçe hep 'erkek olsaydım keşke' diye düşündü daha kolay olurdu. '' ağladım tşk , diyeceklerim bu kadar
bu hikayeye bir kadın girmesi , çok mutlu etti - fark etmişsindir - , birçe senin derdim benim derdim , BİZİM DERDİMİZ :')
Aay düşünsene bir daha sıra bana gelene kadar 1 sene geçer zaten ve ben bir sonraki seçimimde sise Bilet’i okuturuuum?? Ay benim açımdan harika olurdu hayali bile mütüşşş *_*
SilYa benim de hoşuma gitti kadın karakter aslında amacım tüm karakterlerimle biraz eleştirel yaklaşmak istedim insanlık sorunlarına... anlattığım şey ne erkeklerin çocuk olmasına izin verilmemesi -salur- ne de kadın olmanın ayıp olmadığı -Birçe- ana hikayem farklı olsa da ben ufak ufak değinmek istedim bu tarz. Bu hikayenin de bitmesine az kaldı hee yazsam 2-3 bölümü kaldı.
“Dalından ayıplarlardı” özlü söz olsun mu? Ben buldum diye değil ama baskıyı harika özetlemişim kendime küçük tebriksler hahshsh
Yaa teşekkğr ederim hikayeme gelen yorumları aşırı aşırı seviyorum 🤍🤍🤍🤍🤍🤍🤍🤍🤍🤍🤍🤍